Yasal Uyari

Aksi belirtilmedikce bu sitede yayinlanan tum yazilarin ve fotograflarin telif hakki yazarina aittir. Izinsiz yapilan tum alintilar icin hukuki yollarin acik oldugu hatirlatilir.
-----------------------------------------

Tanitim

Bu blog, cok yazarli olup Montessori Egitimi mail grubu uyelerinin yazilarindan olusmaktadir ve Montessori Egitimi ile ilgili yazilar icermektedir. Yazarin ismi (ya da takma ismi) yazinin genelde basinda ya da sonunda yer almaktadir.

Buyuyorum Egleniyorum Ogreniyorum aktiviteleri her iki haftada bir konu degistiren ve uyelerimizin cocuklar ile yaptigi calismalari icermektedir.

Buyrun, hosgeldiniz...


Maria Montessori Sozleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Maria Montessori Sozleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Ocak 2014 Perşembe

Montessori Eğitiminde Çocuk ve Doğanın Önemi

Montessori hakkında detaylı bilgi için linke tıklayınız...
http://burcu-kaan.blogspot.com.tr/

Yazdan kalma etkinliğimizi şimdi yayınlıyorum...

Montessori eğitimine yıllarca emek vermiş olan montessori vakfı başkanı olan Tım Seldın çocuklara doğayı sevdirmenin önemini öyle güzel anlatmış ki,açıkçası bunun üzerine kendim yorum yazmaya çekindim.Tım Seldın'ın kitabından küçük bir bölümü sizlerle de paylaşmak istedim; Çocuklar,keşfetme arzusuyla dünyaya gelirler.Etrafı gözlemlemesi ve doğadaki mükemmel dengeyi hissedebilmesi için onu destekleyin.Çocuğunuzun dünyasının yere yakın olduğunu unutmayın.Hayata onun bakış açısıyla bakın.Bir süre için onun peşine takılın.Bu sırada onun dikkatini çeken herşeyi durup incelemeye hazırlıklı olun, bir uğur böceği ya da bir çiçek olabilir.Bir şeylerin başında oyalanırsa sabırsızlanmayın.Ona ayak uydurun.Çocuklar birilerinin bir şeyler anlatmasından çok,kendileri bir şeyler yaparak daha iyi öğrenirler.Çocuklar sadece etrafındakini öğrenmezler, öğrenmeyi de öğrenirler. Hiç bir kitap,ırmak kıyısındaki büyüleyici dünyayı veya çürümüş bir kütüğün altındakileri yakından görüp incelemek kadar öğretici değildir. Kitaplar ve benzeri materyaller,çocukların etrafındaki uyaranları ve tecrübelerini zihinlerine yerleştirmelerinde yardımcı olur.Fakat öğrenmenin temeli, doğrudan gözlem ve pratik yaparak atılır.

Çocuklar dışarıda olmaktan hoşlanırlar.Etrafta dolaşmaya ağaçlara tırmanmaya, böğürtlen toplayıp at kestanesi biriktirmeye bayılırlar.Ormanda aileleriyle yaptıkları yürüyüşler, dere kenarında oynadıkları oyunlar, sahil boyunca yürüyüş yapıp deniz kabukları aramak, zihinlerinde hayat boyu hatırlayacakları güzel anılar bırakır.

Doğa da Neler Yapılabilir?

Bir ağaç sahiplenin,
Bir sincap takip edin,
Yaprakların üstünde yuvarlanın,
Göl kenarında oturup kazları seyredin,
Yabani çilek toplayın,
Taş toplayın,
Yabani çiçekleri gözlemleyip inceleyin,
Sırt üstü yere uzanıp bir ağacın dallarına bakın,
Rüzgarı dinleyin,
Kuşları yuvalarında seyredin,
Bir kelebeği takip edin,
Gölgeleri gözlemleyin,
Evinizin etrafındaki ağaçların isimlerini öğrenin,
Yaprakların şekillerini inceleyin,
Etraftaki nesnelerin üzerine aydınger kağıdı koyarak kömürle karalama çalışmaları yapın,
Tohum ve çekirdek toplayın,
Bodur ağaçlar arayın,
Çam kozalakları bulun,
Hayvanların ayak izlerini inceleyin,
Çürümüş bir ağaç bulup burada neler yaşadığını keşfedin,
Gözleriniz kapalı olarak bir müddet oturun,
Kuş seslerini dinleyin,
Eğrelti otlarını inceleyin,
Temiz havayı içinize çekin,
Bir dere yatağı keşfedin,
Gölgelik bir yerde piknik yapın,
Kollarınızı açın ve helikopter taklidi yaparak bir tepeden aşağı doğru koşun,
Su birikintilerinde mısır yapraklarını kayık gibi yüzdürün,
Yol boyunca çöpleri toplayın,
Mantar toplayın fakat bunları yemeyin,
Uçurtma uçurun.

Çocuğunuzun,etrafındaki canlıların önemini anlayabilmesi için hayvanları sevdirin hatta mümkünse evcil hayvan besleyin.Hayvanlar çocukların merhamet duyguları aşılamada ve sorumluluk duygusunu geliştirmede çok faydalıdırlar.

Köpeği görür görmez "haav,haavv"demeye başlayıp yanına gitmek istedi fakat birazcık çekinince bende yanına gittim ve anne-oğul köpeği sevdik...Sevmek istiyor ama yaklaşmaya da korkuyor,neyseki sonrasında bu korkusu geçti ve köpeğe cici cici yaptı.

Kaan'ın köprü aşkı,nerde bir körü görse o köprüyü sayamayacağım kadar çok geçiyor,gidiyor geri dönüyor tekrar gidiyor.Bu işlemi tutmasak akşama kadar yapabilir.

Köprüyü geçiyor diye mutluluğa bakar mısınız?

Aramızda tost yada burger olmuş bir oğlumuz var...

Yaşasınnnn doğa,temiz hava ve özgürlük :)

Mutluluktan kanatlanıp uçacak nerdeyse...



Doğanın ve yeşilliğin cezbedici güzelliğinine dayanamayıp önce ayakkabıları, bir süre sonra da çorapları çıkarttık,yeşilliğin keyfini doyasıya sürdük...

Ağaçtan oğlumla birlikte dut topladık,sonra da afiyetle yedik.

Detaylı incelemek için lütfen blogumu ziyaret ediniz
http://burcu-kaan.blogspot.com.tr/2013/05/cocuklarmza-dogay-ve-hayvanlar.html





19 Ekim 2013 Cumartesi

Montessori Ev Düzeni Nasıl Olmalı

Montessori hakkında daha detaylı bilgi almak için linke tıklayınız.
http://burcu-kaan.blogspot.com/search/label/Montessori

Montessoride Çocuklar İçin Ev Dekorasyonu

Montessoride öncelik çocuğun hayatını kolaylaştırmaktır. Çocuğun kullanım alanındaki nesneleri çocuğun boyutlarına uygun olarak düzenlemelidir ki çocuk günlük işlerini ya da ihtiyaçlarını tek başına yardım almadan yapabilsin. Her odada mutlaka çocuğunuza ayrılmış bir alan olmalı ve bu alanda ona ait eşyalara istediği zaman kimseye bağımlı kalmadan ulaşabilmelidir. Tüm bu düzenlemeler sayesinde çocuk daha özgür, mutlu ve hem de özgüveni artmış olacaktır.
Montessorinin mantığını anladıkça ilk işim evimizi gözden geçirmek oldu. Oğlum için yeni düzenlemeler yapmam gerektiğinin farkına vardım. Onun odasında oyuncakları kendisi alabilmesi yada yerleştirebilmesi için açık raflar, onun boyuna uygun masa, sandalye, kendisini incelemesi ve keşfedebilmesi için ayna, aktivitelerini sergileyebilmesi için pano v.s bir çok eksiğimizin olduğunu farkettim. Kıyafetlerini onun ulaşabileceği şekilde düzenlemeliydim. Hatta duvara montunu kendi asabilmesi için onun boyuna uygun askılığı da unutmamak gerek. Mutfakta, oturma odasında, banyoda, antrede oğluma ait köşeler oluşturmaya karar verdim ve hemen iş başına geçtim.Yeni taşındığımız için evde çok eksiğimiz vardı ama hiç sorun değil, şimdilik var olanları oğluma göre düzenleyip eksiklerimizi de en kısa zamanda almalıyız...

Çocuk Odası

Çocuğunuz iki yaşına gelince onu yer yatağında ya da yere yakın alçak bir yatakta uyutmaya devam edin ki yatağa kendisi girip çıkarken rahat edebilsin. Böylece bağımsız hareket edebilme özgürlüğü kazanacaktır. Çocuğunuzun odasını belirli bir noktaya kadar siz döşeyin, geri kalan kısımda çocuğunuzun karakterini ve ilgilendiği konuları yansıtın. Oyuncaklarıyla oynayabileceği alanın yanı sıra etrafı batırmadan çalışabileceği, boyama gibi faaliyetlerini yapabileceği bir masası bulunsun. Faaliyetlerini kolayca asıp gösterebileceği bir panosu olsun. Faaliyetler küçük raflar ve masalarda da sergilenebilir. Müzik her çocuğun hayatının önemli bir parçası olmalıdır. Odaya basit bir CD çalar koyun ve çocuğunuza bu aleti nasıl kullanacağını öğretin. Dağınıklığı önlemek için çok parçalı oyuncakları kapaklı kutularda yada sepetlerde muhafaza edin. Diğer oyuncaklarını ise kutulara doldurmak yerine düzenli bir şekilde raflara yerleştirin. Çocuğunuzun odasında her şey yerli yerinde olursa çocuğunuzda oda için koyduğunuz kuralları kolaylıkla uygular.



Bu resimde vurgulamak istediğim gardolabımız varken oğlumun kıyafetlerini küçük ve daha alçak olan dolaba yerleştirdim,amacım oğlum istediği kıyafetine istediği zaman ulaşabilsin diye.Şimdilik kıyafetlerini dağıtmakla meşgul ama inanıyorum ki bir süre sonra öğrendikçe amacına uygun kullanmaya başlayacaktır.Montessorinin de burda vurgulamak istediği ise çocuk kendi ihtiyaçlarını yardım almadan yapabilmesi için istediği zaman ulaşabilmeli, kendisi giyinip kendisi çıkartabilmeli ve yerine yerleştirebilmelidir.


İşte yer yatağımız...


Bu fotoğrafta dikkat çekmek istediğim nokta ise, normal yatağımız varken yer yatağımızında mevcut olması.Amaç Kaan'ın uyumak için kendi yatağına kolaylıkla çıkabilmesi yada uyandığında kendisi inip yanımıza gelebilmesi.Bu şekilde hem hareket özgürlüğü kısıtlanmamış oluyor,hem de kendi kendine yapabildiği için cesaretlenerek özgüveni artıyor.Yalnız gece normal yatağında yatırıyorum,bunun sebebi gece uykuları daha uzun süreli olduğundan karyolasındaki yatağı çocuklar için kemik gelişimine uyumlu bir yatak.

Kaan 7-8 aylıktan bu yana yer yatağında yatıyor, o zamanlarda montessoriyi bildiğimden değildi tabiki.Oğlum küçüklüğünden bu yana gece uykuları haricinde hiç küçük yatağını sevmedi, gündüz uykularını hep bizim yatağın üzerinde uyurdu.Taaa ki iki kez yataktan düşünce çözümü yer yatağında bulmuştum.Meğerse bilmeden ne kadar doğru bir uygulama yapmışım.

Bu alçak masayı çok önceden oğlum için yaptırmıştım (montessori uygulamaları içimde varmış demek ki :D ) şimdi ufak ufak aktiviteler yapmaya başladı ve masa sandalye alana kadar bu masayı kullanıyor ve çok seviyor masasını.


Oturma OdasıKolay erişebilir raflar ve oyuncak sepetleri çocukların bulundukları odasında bir düzen oluşturmalarını sağlar. Oturma odanızda çocuğunuzun kitaplarını ve oyuncaklarını koyabileceği dolap ve raflar olmalıdır. Yine çocuğunuzun boyuna uygun masa ve sandalyeler onlar çeşitli projeler üzerinde çalışırken faydalı olur. Bu sayede duruş bozukluğu yaşamazlar. Odaya küçük kilim ve battaniyeleri için sepet koyun. Çocuğunuz yerde oynamak istediğinde küçük kilim sererek onun oyun alanını belirlemesinde yardımcı olur.


Oturma odamıza henüz oyuncak rafları yaptıramamış olsakda, elimizdekileri değerlendirerek oğluma bir köşe oluşturmaya çalıştım.Koltuğun minderlerinden Kaan'a özel koltuk, sehpadan da şimdilik geçici olarak oyuncak rafı yaptık.Koltuğun kenarında duran sepetin içindeki ise oyun oynarken halının üzerine serdiğimiz kilimini koyduk.Kaan köşesini öyle çok seviyor ki, hani oğlum koltuğun nerde dediğimizde direk köşesine gidip koltuğuna oturuyor.


Bu fotoğrafı koymamdaki amaç yere serilmiş küçük bir kilimin oyuncakların etrafa saçılmamasını nasıl etkilediğini göstermek istedim.Montessori uygulamalarının tavsiyesi üzerine yere bir kilim sererek oğlumun oyun alanını belirlemesi,tertip ve düzeni öğrenmesi ve en önemlisi de oyuncaklarını ordan burdan toplamak zorunda kalmayışım beni oldukça mutlu etti.

Mutfak

Mutfakta çocuğun boyuna uygun bir masa bulunursa o da sizinle birlikte vakit geçirebilir. İki yaş civarındayken çocuğunuza mutfakta bir bölüm oluşturun. En alt çekmeceye yada ulaşabileceği çekmeceye çatal, kaşık, tabak, bardak ve peçeteler yerleştirin. Buzdolabının en alt rafında meşrubat kutuları, meyveler, sandviç yapmak için malzemeler, onun yemesini istediğiniz yiyecekler v.s kırılmaz kapların içine koyarak bulundurun. İki yaş üzerindeki bir çocuk buzdolabını açıp ihtiyacı olanı alabilir.

Evimizde Kaan'ın en sevdiği oda mutfak, her ne kadar mutfağı sürekli dağıtmaya ben ise toplamaya çalışsamda oğlumun mutfakta benimle birlikte vakit geçirmek istemesi beni mutlu ediyor.Bugünlerde en severek yaptığı iş sandalyeyi mutfak tezgahına yaklaştırarak üzerine çıkıp beni izlemek, bazende yardım etmek...Bende Montessori teyzemizin metodlarına uyarak oğluma ait bir çekmece oluşturdum.17 aylık oğlum için aslında bu uygulamalar henüz erken olduğunu biliyorum ama şimdiden onun alanları belli olsun ki bir düzen oluşsun,şunun şurasında iki yaşımıza ne kaldı :)

Banyo

Çocuklar lavaboya kolayca ulaşabilmelidir. Yardımınız olmadan musluğu açıp kapayabilmeli, diş fırçasına macununa erişebilmelidir. Bunlar için sağlam tahtadan 15-20cm yüksekliğinde platform yaptırabilir ya da temin edebilirsiniz. Havluyu her zaman kolaylıkla ulaşabileceği yere asmayı da unutmayalım.

Antre

Çocuğunuzun ayakkabılarını kolaylıkla alıp koyabileceği ayakkabılık, paltosunu asabileceği askılıklar kullanın.

Kaan'ın ayakkabıları portmantomuzun baş köşesinde ve kaan'ın en kolay ulaşabileceği şekilde yerlerini aldı.Dışarı çıkarken "hadi oğlum ayakkabılarını alır mısın? dediğimde anında hemen alıyor,yere koyarak ayağını içine sokmaya çalışıyor.En kısa zamanda hiç yardım almadan ayakkabısını giyebilmesini umuyorum.

Not: Aslında montessori eğitiminde çekmece yada kapaklı dolaplar olmamalı, herşey çocuğun görebileceği ve ulaşabileceği seviyede olmalı, oyuncaklar açık raflarda renk ve gruplandırma sıralamasına göre dizilmeli gibi bir çok püf noktası var elbette fakat şuan için eldeki imkanları bu şekilde değerlendirdim.

Blogumada beklerim,
http://burcu-kaan.blogspot.com/
Sevgiler...

23 Eylül 2013 Pazartesi

Montessori Kimdir, Nedir?

Son günlerde Montessori'yi sıkça duyar olmuştum. Birçok anne Montessori'dir tutturmuş gidiyorken ben de merak ettim ve araştırmaya başladım. Nedir bu montessori eğitimi, nasıl işler, mantığı nedir? Doğal olarak ilk iş bu konuyu anlatan internet sitelerine, bloglara daldım. Bir de Montessori ile ilgili kendime kitaplar aldım. 

Ben tertip, düzen ve disiplini seven bir yapıya sahibim ve bir anne olarak oğluma da bunları öğretmek istiyorum. Ancak öğretirken de hatalar yapmak istemiyordum. Araştırmalarım sonucunda edindiğim ilk izlenim bu eğitim sisteminin tam da bana göre olduğu yönündeydi. Tam da pozitif disiplini nasıl öğretebilirim diye düşünürken deyim yerindeyse dört ayaküstüne düşmüş ve kendimi bir anda Montessori ile ilgili onlarca sitenin, blogların içinde bulmuştum. Montessori, okudukça araştırdıkça beni cezbetti ve öğrendikçe daha da derinden etkilendim.

Yaptığım araştırmaların sonucunda Montessori ile ilgili topladığım bilgiler ve kendi yorumlarımı bir araya getirip bu yazıda sizlerle paylaşmak istedim. Yazımın devamına geçmeden önce şunu da belirtmek istiyorum; o kadar çok site gezdim ve o kadar çok blog okudum ki beğendiğim ve aklıma yatan bilgileri kaydettim. Bu yüzden size başvuracağınız tek bir kaynak gösteremiyorum. Bunun yerine yaptığım araştırmalara kendi yorumlarımı da ilave edip sizlere sunuyorum. Umarım beğenir ve benim gibi Montessori annelerine katılırsınız.

Montessori Kimdir?

Montessori bir isim aslında… Maria Montessori isimli bir İtalyan bayan profesörün soyadı… Kendi geliştirmiş olduğu bir eğitim "felsefesi" de Montessori Eğitim Sistemi diye biliniyor.

Montessori ile ilgili kitapları okuduğumda aslında Montessori'nin ne kadar trajik bir yaşam öyküsü olduğunu gördüm. Maria Montessori, 1870 yılında İtalya'da doğmuş ve Avrupa'nın en karanlık döneminde İtalya'da yaşayan ve kadın olduğu için eğitim yaşamı boyunca dışlanan fakat bütün bu dışlayıcı tavırlara rağmen eğitimine ısrarla devam edip, İtalya'nın ilk kadın doktoru bir pedagogdur. Daha sonra Roma Üniversitesinde profesörlüğe kadar yükselip öğretim görevlisiyken bu dönemde çok sayıda fakir çocuğu, para almadan tedavi ederek bütün çocukların şaşırtıcı bir potansiyele sahip olarak doğduklarını fark etmiştir.

Roma'da ilk çocuk evini 1907 yılında kurarak, bu eve özel çocukların boyuna uygun küçük tabak, çanaklar yaptırmış. Ellerine göre bıçaklar getirtmiş, marangozlara küçük ebatlarda masa sandalyeler yaptırmıştır. Çocukların kendi çalışma alanlarını belirleyerek onlara küçük halılar vermiş v.s Montessori çocuklara uygun ortamı hazırlayarak ve onları gözlemleyerek bir eğitim sisteminin temelini atmış oldu. Maria Montessori, çocukların gelişim evrelerinden bahseder. Her evrede çocuğun öğrenmeye oldukça duyarlı ve hassas olduğu dönemler varmış. Bu dönemlerde çocuk, içinden gelen doğal bir uyarı veya duyduğu öğrenme gereksinimleriyle, dış etkenlerle zorlanmaksızın öğrenmeye koyulurmuş.

Bugün, Montessori dünya çapında bir saygınlık ve güven kazanmış durumda. Her kesimden annenin ilgisini çekmeyi başaran Montessori, kendi okullarını yaygınlaştırmak için bütün enerjisini harcamış, hatta bu uğurda doktorluk mesleğini de bırakmış. Durup dinlenmeksizin çocukların entellektüel potansiyellerinin değerlendirilmesi adına çalışmış.

Ben de bu vesile ile Montessori teyzemize çocuklarımızı nasıl daha iyi yetiştirebileceğimiz konusunda bizi aydınlattığı için teşekkür etmek istiyorum. Onun metodları sayesinde biz anneler özgüveni yüksek, kendine güvenen, sorumluluk sahibi bir nesli yetiştirmeyi başarmayı umuyoruz.Bir anne olarak, 17 aylık oğluma kendi kendine çatal tutup hiç yardımsız makarna yemeyi öğretebilmişsem, bunda Montessori teyzemizin katkılarını hiçbir zaman göz ardı edemem.

Nedir Bu Montessori?

Montessori'yi tek bir cümle ile özetleyecek olsak bu cümle herhalde “Kendi başıma yapabilmem için bana yardım et” olurdu. Bu sistem ebeveynlere çocuğa saygı duymayı ve her çocuğun kendine özgü bir gelişime sahip bireysel bir kişilik olduğunu ve her çocuğun kendi kapasitesi doğrultusunda öğrenebileceğini öğretir. Bu sistem, çocuklara bağımsız davranış ve düşünceler geliştirmeyi, günlük işlerini kendi başlarına görebilmeyi ve en önemlisi de öz saygı ve öz güvenlerini artırmayı öğretmeyi amaçlar. Montessori ile yetişmiş bir çocuk, sorumluluk bilinci, öğrenme aşkı, pratik zekası ve gelişmiş bağımsız kişiliği ile herkesin takdirini toplayan bir karakter olmaktadır. Montessori'nin en doğru uygulama şekli montessori eğitimi veren sınıflarda yapılmaktadır fakat bu evde öğretilemez demek değildir. Ev ortamında da rahatlıkla uygulanabilir. Yapılması gereken şey çocuklara hoş ve düzenli bir ortam sunarak özgürce çalışıp oynayabilmelerini sağlamaktır, böylelikle çocukların özgüvenlerinin inanılmaz derecede geliştiğini görebileceksiniz. Montessori'deki tertip ve düzen çocukları disiplinli ve bağımsız olmaya teşvik eder.

Maria Montessori, “Kendisinin başarabileceğini hissettiği bir işte çocuğa asla yardım etmeyin” der. Ben de bu sözün çok doğru bir söz olduğuna inanıyorum. Hatta Montessori'yi bilmeden önce de ben bu kuralı sürekli uygulardım, bu sistemle ne kadar doğru yaptığımı bir kez daha görmüş oldum. Oğlumla birlikte yaptığımız aktivitelerde beni en çok mutlu eden şey, oğlumun kendi kendine başardığı şeyleri gördükçe onun o heyecanını paylaşabilmek oluyor. Bir şeyleri başarmanın verdiği hazla ağzı kulaklarında aynı işlemi bıkmadan usanmadan defalarca tekrarladığına çok kez şahit oluyorum. Hemen bir örnek verecek olursam; anneannemizin banyosuna yüksekçe bir eşikten geçerek giriliyor. Kaan Efendi o eşikten çıkabiliyor, fakat yardımsız inemiyordu. Ona birkaç kez kendim yaparak gösterdim ve öğretmeye çalıştım ama bana hiç oralı olmamış gibi gelmişti. Ancak ertesi gün onu banyonun eşiğinde kendi kendine denemeler yaparken buluverdim. Birkaç denemeden sonra bir anda nasıl olduysa cesaretlendi ve eşikten tek başına inmeyi başardı. Bense hiç çaktırmadan izlemeye devam ettim. O eşikten inmeyi öğrendi ya, aman Allah’ım o gece o eşikten kaç kez inip çıktığını artık sayamadım. Yüzünde kocaman bir tebessüm ile hiç yapmadıysa en az 50 kez tekrarlamıştır. O anki heyecanını görmek ve onunla paylaşabilmek inanın paha biçilmez bir duyguydu. Kaan o günden sonra 15cm.lik eşiklerden rahatça inip çıkabiliyor.
Benim oğlum da dahil olmak üzere küçük çocukların en büyük arzusu sanırım bağımsız hareket edebilmektir.Başarmak için çabalarken ne kadar zevk aldığını oğlumun gözlerinde görebiliyorum.

Demem o ki,biz anneler şu koruma kalkanımızı artık kaldırmalıyız,çocuklarımızı sürekli kontrol altında tutarak onlara iyilik yaptığımızı zannederken aslında kişisel becerileni geliştirmesine engel oluyoruz. Biz çocuğumuza balığı tutup önüne koyarsak, o çocuk asla balık tutmayı öğrenemez. Önce ona balık tutmayı öğretmeliyiz ki çocuklarımızı cesaretlendirmeliyiz. Montessori felsefesinin özünde bu sözün yattığını bir kez daha anlamış bulunmaktayım.
Montessori hakkında detaylı bilgi için:
http://burcu-kaan.blogspot.com/2013/03/montessori.html

16 Mart 2013 Cumartesi

Cocuklarin Potansiyeli

Bir egitmenin cocuklardaki olaganustu potansiyelini fark etmesi cok onemlidir ve bu potansiyeli gercege donusturmek yine egitmenin gorevidir. - Frank Leto (Muzik konusunda uzmanlasmis Montessori egitmeni)
 "It's important for the educator to see the children have incredible potential and it's the educator's job to bring that potential to reality." - Frank Leto (Montessori Educator, specialized in music)

27 Ocak 2013 Pazar

Yardim

 

"Kendisinin başarabileceğini hissettiği bir işte çocuğu asla yardım etmeyin" - Maria Montessori

“Never help a child with a task at which he feels he can succeed.” - Maria Montessori

31 Ağustos 2012 Cuma

İyi ki doğmuş!

Merhaba arkadaşlar,
Bugün Maria Montessori' nin 142. doğumgünü. 31 Ağustos 1870.
Oğlum, bu sene ilkokul 1. sınıfa başlayacak.  Tam 10 gün sonra... Minicik bir ana kuzusuydu oğlum ben Montessori felsefesini ev okulumuzda uygulamaya karar verdiğimde. Çok katkısı oldu. İlkokulda da Onu desteklemeye devam edeceğim. Yakında yeni bebeğimizi kucağımıza alacağız. Çok daha farkında olarak; Onunla da aynı yollardan geçeceğiz.
Google bile buna yer vermişken; bizlerin ve çocuklarımızın hayatlarını bu kadar olumlu yönde değiştirip, kişiliklerinde güzel izler bırakılmasına vesile olan bu kadını kısacık da olsa anmak istedim. Yaz rehaveti üzerimizde kalktıktan sonra, yine güzel paylaşımlarımla blogumuzun renklenmesi dileğiyle.
Sevgiler,
ElfAna - alpiharikalardiyarinda.blogspot.com


26 Mayıs 2011 Perşembe

Mendil Katlama

Berna & Ekin (4,5 yaş)



Maria Montessori, "İnsan çevresine elleriyle sahip olur" der. Pratik hayat/günlük yaşam becerileri alıştırmalarında ellerle çalışmak çok önemlidir.


".......Montessori eğitiminde günlük yaşam becerileri alıştırmaları, sadece çocuğun kendi işini başarması ve bağımsızlaşmasını sağlayacak çalışmalar olarak yorumlanır. Oysa günlük yaşam becerileri alıştırmaları, bu saydığımız hedeflerle birlikte bana göre çok daha fazla bir anlam taşır.
........Çocuk doğuştan getirdiği doğal yapı planı gereği nasıl gelişeceğini, kendi çocukluğunu unutmuş olan yetişkinden daha iyi bilir. Yetişkine anlamsız gelen başka birçok hareketi de yapan çocuk, aslında ev işlerini yaparken kullanılması gereken kaslarını ve organlarını de geliştirme fırsatı bulur."


Alıntı: Maria Montessori Yöntemiyle Çocuk Eğitimi Sanatı, Emel Çakıroğlu Wilbrandt.


Ellerimizi kullandığımız pratik hayat çalışmalarımıza, çok eğlenceli bir çalışma daha ekledik bir süredir; mendil katlama. Farklı yerleri dikişle işaretlenmiş 5 adet mendil gerekiyor bu çalışma için. Evde rahatlıkla hazırlanabilir (ben öyle yaptım :) ).

1. mendil: Kenar orta noktasından başlayan, mendili iki dikdörtgene ayıran dikişle işaretlenmiş.






2. mendil: Kenar orta noktalarından başlayan, mendili dört kareye ayıran dikişle işaretlenmiş.




3. mendil: Bir köşegen doğrultusunda mendili iki üçgene ayıran dikişle işaretlenmiş.




4. mendil: İki köşegen doğrultusunda mendili dört üçgene ayıran dikişle işaretlenmiş.




5. mendil: Sadece orta noktasından işaretlenmiş.


13 Mayıs 2009 Çarşamba

Annelik Sanatı - RİTM

Çocuğun ellerini kullanma ihtiyacında olduğunu anlamayan ve bunu çalışma güdüsünün ilk belirtisi olarak karşılamaya yanaşmayan bir yetişkin, onun gelişmesini engelleyebilir.Bu her zaman yetişkinin savunucu bir davranış takınmasından ileri gelmez.Daha başka nedenler de olabilir. Söz gelimi , yetişkin eylemlerinin sonucuna gözünü dikmiştir, kullandığı araçları da kendi zihinsel tutumuna göre seçer.Asgari çaba diye bir çeşit doğa yasası vardır onun gözünde, en kısa zamanda amacına ulaşmasına yarıyacak en kestirme araçları seçmeye bakar. Çocuğun görünüşte boş yere bir takım eylemlere giriştiklerini görünce, büyükler hemen üzülür ve ona yardıma koşar.

Çocuğun en olmadık, en hurda şeylere karşı gösterdiği çoşkunluk yetişkini yadırgatır. Çocuk, diyelim masa örtüsünün çarpık olduğunu görünce , nasıl örtülmüş olması gerektiğini hatırlayarak , olanca coşkunluğuyla onu beceriksiz hareketlerle ama ısrarla düzeltmeye kalkar. Gelişiminin işte bu dönemini geçiştirmekte olan bir çocuk için bu anlı şanlı bir eylemdir ve bunu ancak yetişkinler karışmaz, engel olmaya kalkışmazsa başarabilir.

Çocuk saçını taramak mı istiyor, yetişkin bu soylu isteğin karşısında sevinecek yerde sinirleri bozulur.Çocuğun saçını gereğince ve tez elden tarayamayacağını, bu işin üstesinden gelemeyeceğini, oysa bu işi kendinin hemencecik ve gerektiği gibi bitirebileceğini bilir ya! İşte o zaman bu yapıcı ve zevkli işle uğraşan yavru, bir de bakar ki, o ne yaparsa , başa çıkamaycağı kocaman varlık başında bitmiş, saçını ben tarayayım deyip kapıveriyor.Yetişkini sinirlendiren şey , çocuğun sade yapamayacağı bir işle yok yere uğraşması değildir, asıl kendisinden farklı bir çalışma ritmini, eylem tarzını da kabul edememektedir.

Ritm, dilediğiniz anda değiştirebileceğiniz rastgele bir kavram değil. Ritm, kişinin vücut biçimi gibi temel bir özelliktir. Bizler, hareket ritmi kendimizinkine uygun kimselerle düşüp kalkmaktan hoşlanırız; meşrebimize , ritmimize uymayan işlere koşulmaktan da hiç hoşlanmayız.

Söz gelimi, yarı felçli biriyle birlikte dolaşmak bizi bunaltır; o titreyen elleriyle kahve fincanını ağzına götürürken , içimiz daralır.Kendi hareket özgürlüğümüzle bu tutukluk arasındaki çelişki gözümüze batar. Ne yaparız o zaman? O na yardım bahanesiyle, fincanı elinden alıp, ben içireyim sana! diye abanırız üstüne. Aslında dileğimiz yardım değil, bu kendimizinkine uymayan yabancı hareket ritmine son vermektir.

Yetişkin de çocuğa aşağı yukarı böyle davranır. Bilinçsizce kalkar, çocuğun o doğal , ama ağır ve hesaplı hareketlerini engeller, böylece sinek kovarmış gibi o tedirginlik konusunu ortadan kaldırıverir.Buna karşılık çabuk ve hızlı bir ritmle girişmesi şartıyla çocuk, kendi kafamıza göre bir yol yordam tutturmuş olduğu için , ona karşı sabrımızı kullanırız. Ama çocuk ağır ağır, kendi ritmince harekete koyuldu mu, dayanamayız, burnumuzu sokarız hemen; çocuğun tarzı yerine kendi hareket tarzımızı dayatırız. Lakin böyle davranmakla , çocuğa yardım etmek bir yana, onun ihtiyaçlarını ayaklar altına aldığımızı aklımıza bile getirmeyiz. Çocuğun serbestçe hareketlerini önler, doğal gelişimini köstekleriz. Büyükler üzerine, seni yıkayacağız, seni giydireceğiz, diye geldikçe, sözde huysuz bebeğin feryadı basması, büyüme çabası süresince karşılaştığı bütün bu engellere isyandır aslında. Ama , hangimizin aklına gelir ki, yaptığımız o yersiz yardımlarla çocuğun yaşamını zehir etmekteyiz, bunlar ömür boyu acısını çekeceği çeşitli baskıların başlangıcıdır.

Maria Montessori


5 Mayıs 2009 Salı

ÇEVRE SEVGİSİ - ( ÖZDENETİM )

Çocuğun telkinlere açık oluşuna , ruhsal gelişimine yardımcı olan ve "çevre sevgisi" diye adlandırabileceğimiz iç duyarlılığın abartılmış hali olarak bakmak gerekir.çocuk hızlı bir gözlemcidir , özellikle yetişkinlerin eylemlerine ilgi duyar.onları taklit etmek ister.bu açıdan yetişkinin sorumluluğu büyüktür.çocugun ilerdeki hareketleri için bir esin kaynağı ve bir kılavuz olmanın sorumluluğunu duymalıdır.ama çocuğun önünde ve bu sorumluluk duygusu içinde hareket ederken kendisini seyreden yavrunun hareketlerini bütün ayrıntılarıyla görebilmesi için de ağır ve sakin davranmalıdır.
Yetişkin böyle yapmayıp,kendi doğal eğilimlerine uyacak olursa , çocuğu eğitecek , ona kılavuzluk edecek yerde , yavrunun ruhunu kendi hızlı hareket ritmine zorlar ,böylece telkin yoluyla kendini çocuğun yerine koymuş , onu ikame etmiş olur.
Duygu nesneleri , gereçleri bile , tabii çekici ve renkli olanları,çocuğun üzerinde etkiler yaratarak tıpkı bir mıknatıs gibi çeşitli hareketleri çocuğa telkin ederler.Prof Levine'nin filme de alınmış olan deneyi , bu bakımdan ilginçtir.Deneyin konusu , sakat ve normal çocukların aynı nesnelere karşı gösterdikleri değişik tepkilerin ayırdedilmesi.Yaşları ve kökenleri hemen hemen bir olan iki grup çocuk alınmış.geniş bir masa üzerine , içlerinde bizim çocuklar için hazırladığımız gereçlerden bazıları da dahil olmak üzere , bir sürü nesne koymuş.filmde bir grup çocugun odaya girişi gösteriliyor.hepsinin gözleri parlıyor ,önlerinde serili duran çeşitli nesnelere ilgiyle bakıyorlar.cıvıl cıvıllar;yüzlerinin güleçliğinden , bunca çekici nesneyi bir arada görmenin mutluluğu okunuyor.Her biri eline bir şey geçirip çalışmaya başlıyor.derken ,onu bırakıp başka bir şey alıyorlar ellerine,böylece o gereçten bu gerece sekip duruyorlar.filmin bu bölümü bitince ikinci grup içeri giriyor ; ağır hareket ediyorlar duraklıyorlar etrafına bakınıyorlar.gereçleri ellerine aldıkları pek yok,masanın cevresinde toplasıyorlar , hareketsiz duruyorlar.filmin ikinci bolumu de böyle sona eriyor.
bu iki gruptan hangisi normal , hangisi sakat çocuklar acaba?sakat çocuklar oradan oraya koşuşan ,gereçlerin birini alıp birini bırakan,herşeye el atan ve mutlu görünen canlı çocuklar.seyirciler bunların daha zeki oldukları düşüncesine kapılıyorlar.çünkü yetişkinler bir oyuncaktan ötekine , bir ilgi konusundan ötekine atlayan ,değişken ve bir bakıma maymun iştahlı çocukları zeki olarak kabul etmişlerdir.oysa aslında normal çocuklar gayet sakin ve telaşsız hareket ediyorlar.filmde de uzun bir süre kımıldamıyor,gözlerine kestirdikleri gereci ölçüp biçiyorlar.bundan da anlaşılıyor ki SAKİN VE ÖLÇÜLÜ HAREKET , TUTARLI , DÜŞÜNCELİ DAVRANIŞ NORMAL ÇOCUKTA GÖRÜLEN BİR ÖZELLİKTİR.
Prof Levine'nin deneyi öteden beri benimsenmiş görüşlere aykırı düşüyor.çünkü , alelade bir çevre içinde zeki çocuklarda filmde gördüğümüz sakat çocuklar gibi davranıyorlar.okullarımızdaki normal çocukların tavırları bambaşkadır.ağırdır,ölçülüdür,hareketleri benlikleri tarafından denetlenir,aklı tarafından yönetilir.böyle bir çocuk gördüğü nesnelere elbette kayıtsız kalmamıştır; ama bu izlenimlerini izginler , sonuçta da onlardan gereği gibi yararlanmasını bilir.ÖZLENEN ŞEY AMAÇSIZ KOŞUŞMA DEĞİL,ÖZDENETİMDİR.ÇOCUĞUN MOTOR YANİ DENETİM ORGANLARINA SAHİP OLUP SARSAK DAVRANMAMASI SON DERECE ÖNEMLİDİR.
(ANNELİK SANATI SYF 135-136)

2 Mayıs 2009 Cumartesi

ZEKANIN AŞKI

Aşk sebep değil sonuçtur. Işığını güneşten alan bir gezegen gibi. Yaşamın yaratıcı gücü olan içgüdüdür, yürütücü güçtür. Çocuk bilinci bu aşkla dolu olarak doğar. Bu sayede özgerçekleşimi gerçekleşir.
Duyarlılık dönemlerinde çocuğu çevresindeki nesnelere yönelten dayanılmaz dürtü, aslında çocuğun çevresine duyduğu aşktır. Bu sadece duygusal bir tepki değil, çocuğun görmesine işitmesine böylece gelişmesine elveren zihinsel bir arzu ya da aşktır. Çocukların duyduğu bu doğal arzu Dante’nin “Zekanın Aşkı” diye tanımladığı şeydir.
Çocuğun keskin bir dikkat ve coşkunlukla, yetişkinlere önemsiz gibi görünen çevre özelliklerini gözlemlemesine elveren şey işte bu aşktır. Zaten bizi başkalarının gözüne görünmeyen şeylere karşı duyarlı yapan şey aşk değil de nedir! Başkalarının değerini bilmedikleri ayrıntıları bize ifşa eden aşk değil midir? Çocuk çevresine aşık olduğu için yetişkinlerin gözüne görünmeyen şeyleri görür.
Çocuğun çevresine olan aşkını biz yetişkinler, onun gençliğine, toyluğuna, coşkunluğuna yorarız. Bunun yaratma çabasından doğan bir ruhsal enerji ve bir ahlaksal güzellik olduğunu gözden kaçırırız.
Çocuğun aşkı, doğuştan sade bir aşktır. Ona büyümesini sağlayacak izlenimleri edinme özleminden doğmaktadır bu aşk.
Çocuğun aşkının en baş hedeflerinden biri yetişkinlerdir. Muhtaç olduğu maddi yardımı onlardan görür, öz gelişimi için muhtaç olduğu şeyleri onlardan ister. Çocuk için yetişkin saygıdeğer bir varlıktır. Konuşabilmek için öğrenmesi gereken sözcükleri onun ağzından duyar. Kısacası her şey için onun ağzına, eline bakar.
Çocuk, ilişkide bulunduğu yetişkinleri taklit ederek kendi yaşamını sürdürmeye başlar. Büyüklerin sözleri ve hareketleri çocuk için öyle büyüleyicidir ki, onun karşısında adeta hipnotize olur. Yetişkine öylesine duyarlıdır ki, bir noktadan sonra yetişkin onun benliğinde yaşamaya ve hareket etmeye başlar. Çocuklar öğrenmeye o kadar yatkın, aşka öyle susamışlardır ki, yetişkinler çocukların yanında söyleyecekleri sözleri tartmak zorundadırlar.
Çocuk, yetişkine seve seve itaat eder. Ama yetişkin, kendisinden gelişimine önayak olacak içgüdüleri terk etmesini istediği zaman başkaldırmaması elinde değildir. Çocuğun huysuzlukları ve başkaldırmaları; yaratıcı dürtüleriyle, ihtiyaçlarını anlamazlıktan gelen yetişkine karşı duyduğu aşk arasındaki ölüm kalım savaşının görüntüsünden başka bir şey değildir.Çocuk itaatsizlik ettiğinde, huysuzluk ettiğinde, yetişkin bu çatışmayı aklına getirmeli ve çocuğun bu gibi davranışlarını, gelişimi için gerekli eylemleri yerine getirmek için çaresizce başvurduğu bir savunma olarak kabul edebilmelidir.
Hiç aklımızdan çıkarmayalım: çocuk bizi sevmektedir. Bize itaat etmek istemektedir. Çocuk, yetişkini her şeyden fazla sever.Yine de bunun tam tersinin dile getirildiğini hemen hergün duyarız. Çocuğunu ne kadar çok seviyor! Falanca öğretmen öğrencilerine adeta aşık! Gibi sözler yetişkinlerin ağzından düşmez. Ve sürekli çocuklara ana babalarını, öğretmenlerini, bütün insanları, hatta bitkilerle hayvanları sevmeyi öğrenmekten söz edilir.
Bu sevgiyi onlara kim öğretecektir? Hem bir başkasına sevmeyi öğretmek kimin harcıdır ki?Çocuğun bütün haklı başkaldırmalarını huysuzluk diye karşılayan, kendini ve mallarını çocuktan korumak için en olmadık tedbirlere başvuran yetişkin mi yapacak bu işi? Yoksa çocuğun en ufak bir hatasını bile hoşgörü ile karşılamayan öğretmen mi bu işin üstesinden gelecek? Dediğimiz gibi bu iş, onların değil, zekanın aşkı diye tanımladığımız duyarlılığa sahip olan kimselerin harcıdır.
Asıl sevmesini bilen, yetişkinin he zaman yanında olmasını isteyen, dikkatini hep üstüne çekmeye çalışan, yani, sevgi canlısı çocuktur.
Akşamları yatmaya giderken sevdiği büyüğü yanına çağırır, gözünün önünden ayrılsın istemez. Biz yemek yerken yanımızda oturup bizi seyretmek için türlü hokkabazlıklar eder. Yetişkinler çocuğun bu derin sevgisini anlamaz, kadrini bilmezler. Ama unutmayın ki, şimdi yatmaya giderken, sen de gel diye tutturan çocuğun yerini kim tutacak? Demek istiyorum ki, şimdi başımızdan savmak için bunca savaştığımız, sevgisine karşı duvarlar çektiğimiz, işim var, ben sonra gelirim diye atlattığımız yavruları, yarın acı acı arayacağız. Neymiş, her sözüne pek iyi dersek çocuğun kölesi olurmuşuz! Kölesi olmayınca da tabii bildiğimiz gibi sağa sola gidebilir, istediğimiz gibi gezip tozarmışız.
Sabahları çocuk, anasını babasını uyandırmaya gelmeye görsün, kıyamet kopar. Ama çocuğu uyanır uyanmaz yanına koşturan sevgiden başka nerdir ki? Çocuk yatağından kalkar kalkmaz bir koşu onların yanına varıyorsa, bilsinler ki onlara, “sabah oldu ışığa bakın, doğru dürüst yaşamayı öğrenin!”demek içindir bu adeta. Oysa ana baba, çocuğun başlarında bittiğini görüp, mahmur mahmur onu terslediklerinde, çocuk, “ben sizi değil, uyuşuk ruhunuzu uyandırmaya geldim!” dese ne cevap verirler?
Şunu bilmeliyiz ki çocuğun sevgisi, yabana atılır bir şey değildir. Analar babalar uykudadırlar, onları uyandıracak ve artık yitirdikleri taze bir enerji ile onları yeniden canlandıracak yeni bir varlığa muhtaçtırlar. İşte o varlık, sabahları yanlarına koşarak, “Uyanın ey gafiller, uyanın, daha bir insan gibi yaşamaya bakın!” diye adeta doğanın sözcülüğünü yapmaktadır. Çocukların yardımı da olmasa, büyükler bu düzen içinde büsbütün yozlaşırlar. Büyükler kendilerini yenilemeyi unutmuş, yüreği sert bir kabuk bağlamış, vurdum duymazlaşmıştır. Onu uyaracak, uyandıracak yeni bir ses, yeni bir esinti, yeni bir haberci, yeni bir muştu lazım.

ANNELİK SANATI, Maria Montessori
I. BÖLÜM, s. 153-156

19 Ocak 2009 Pazartesi

Ezber yerine uygulayarak ogrenmek...

Ben ellerimle calisir, uygulayarak ogrenirim.
Duydugumu unutur, yaptigimi hatirlarim.
-- Maria Montessori

I work with my hands and learn by doing.
What I hear I forget, what I do I remember.
--Maria Montessori

13 Ocak 2009 Salı

Umut... Baris...

"Cevresi ve tum yasayan varliklar icin icinde guclu bir sevgiyi hisseden, calismadaki keyfi ve heyecani kesvetmis bir cocuk, bize umut icin bir sebep veriyor...umut... gelecekte baris icin umut..."

Dr. Maria Montessori


“The Child who has felt a strong love for his surroundings and for all living creatures, who has discovered joy and enthusiasm in work, gives us reason to hope...hope for peace in the future.”

Dr. Maria Montessori