Yasal Uyari

Aksi belirtilmedikce bu sitede yayinlanan tum yazilarin ve fotograflarin telif hakki yazarina aittir. Izinsiz yapilan tum alintilar icin hukuki yollarin acik oldugu hatirlatilir.
-----------------------------------------

Tanitim

Bu blog, cok yazarli olup Montessori Egitimi mail grubu uyelerinin yazilarindan olusmaktadir ve Montessori Egitimi ile ilgili yazilar icermektedir. Yazarin ismi (ya da takma ismi) yazinin genelde basinda ya da sonunda yer almaktadir.

Buyuyorum Egleniyorum Ogreniyorum aktiviteleri her iki haftada bir konu degistiren ve uyelerimizin cocuklar ile yaptigi calismalari icermektedir.

Buyrun, hosgeldiniz...


18 Eylül 2009 Cuma

BEÖ 2 KAĞIT




Montessori blogunda büyüyorum eğleniyorum, öğreniyorum haftanın aktivitesi kağıttı, uzun süre ne yapabiliriz diye düşündüm. Aslında kağıt, kalem, boyalarla hergün birşeyler yapıyoruz ama farklı olsun istedim, önceki gün kahvaltı yaparken aklıma eski bayram kartları geldi. Tebrik kartı derdik. Hertarafı simli olurdu, Kadıköyde her taraf kartpostal satıcılarıyla dolardı ve uzun uzun bakıp seçerdik.



Kahvaltı masasını yalandan topladık, kendimizi dışarıya attık. Fotoğrafçıya uğrayıp 5 tane resim çıkarttırdık, kırtasiteden de ne bulursak aldık, babamızın yanına vardık, bahçe müşteri doluydu ama üst kat boştu, yayıldık, kestik, biçtik, yapıştırdık, durucum döktü, ben topladım, durucum çizdi, ben sildim, 3'e kadar bitirdik, postaneye gidip gönderdik tebrik kartlarımızı, umarım bayramdan önce ulaşır adreslere, henüz kimseden geri dönüş alamadım.



15 Eylül 2009 Salı

BEÖ - Kağıt

Ece uzun zamandır kitaplarla haşır neşir.
Siyah beyaz, bez kitabını daha tutamazken, ben ona kitabın sayfalarını gösterip, resimleri anlatıyordum.
Sonrasında o da kendi kitabı tutmaya başladı, sayfa çevirmeyi öğrendi, gördüğü resimleri parmakla gösterdi.
Daha sonra başka bez kitaplar, banyo kitabı eklendi. Ece'nin asıl sevdiği ise kütüphaneden alınan çeşitli kitaplardı.
Bu kitapları da, Ece sayfaları kolayca çevirebilsin ve kitaba zarar vermesin diye kalın sayfalı seçiyordum, hala öyle seçiyorum.
Bu hafta ise bir değişiklik yaptık.
Artık Ece için Ikea kataloğu ve benzer başka bol resimli, reklamlı dergileri toplamaya başladım ve beraber onlara bakıyoruz. Tanıdığımız veya öğrenebileceğimiz o kadar çok nesne çıkıyor ki karşımıza. Ece çok büyük bir merakla ve sevinçle bakıyor "okuyor". :))
Ece artık ustaca "kağıt"tan sayfaları çeviriyor o minik parmaklarıyla.
Bazen sayfaları yırttığı da oluyor, işte o zaman ona bunun bir kitap veya dergi olduğunu, ne güzel resimlere baktığını, yırtmaması gerektiğini anlatıyorum.
Ece henüz kağıda , yazı yazıldığını,resim yapıldığını, ileride belki origami yapabileceğini bilmiyor ama kağıtlara basılmış olan "gerçek dünya"dan resimlere bayılıyor.

DiLeK & Ece (13 aylık)
http://dilekingunlugu.blogspot.com/2009/09/ilk-beomuz-kagt.html

14 Eylül 2009 Pazartesi

B.E.O. *kağıt* bölüm iki


 
kağıt çocukluğumdan beri hep çok zevk aldığım bir materyaldi.televizyonun tek kanallı olduğu dönemlerde cumartesileri yayınlanan origami proğramını kaçırmaz hepsini yapardım.elişi kağıdı olmadığı zamanlarda bir tarafını boyadığım kağıtları kullanırdım.şimdilerde okadar öğretici proğramlar kalmadı sanırım.(bu yüzden bizim evde çoooook az tv izleniyor)
çalıştığım okullarda da elişi kağıdına geçmeden önce yine kağıdın bir yüzünü boyayarak etkinliklerimi yaptırıyordum.bu sayede

  • psikomotor gelişimine yardımcı oluyor,
  • çocuğa tamamen kendi ürünü olan bir materyalle çalışma zevki veriyor,
  • boyarken boşalttıkları enerjiyle hareketli etkinlikten sakin etkinliğe geçişi kolaylaştırıyor
  • ekonomik öğretmen oluyor
  • çok kısa süren faaliyetlerin süresini uzatıyor ve kontrolü daha rahat sağlıyordum.

 
yaşları itibariyle dikkat süreleri kısıtlı olan kızlarım bile bu işten çok zevk aldılar.
öncelikle yapacağımız şablonu birlikte seçtik.ona uygun yuvarlaklarımızı çizdik ve boyadık


ablamız kesme işlemini kendi yapmak istedi yuvarlak kesmek zordur bizde ufak çentikler atarak yardımcı olduk ve başardı.
daha sonra şablonumuzun bir kısmını boyadık bir yaprağınıda yırtma yapıştırma yaptık.yuvarlakları katlayıp saklanan uğur böceğini de bulduk ama bir eksik var....? --tabii benekleri onlarıda elişi kağıdı ile yırtıp yapıştırdık.paket açma uzmanımız boncuk; elişi kağıdını yırtarken biraz zorlandı ama yapıştırma işinde tam not aldı.

(aslında boncuk plana dahil değildi ama dururmu mecbur onada hazırladım ve gördümki yapamaz kalıplarımı bir güzel yıkıp ablasından daha da heves ve sabırla yaptı.)
vee duvara astık.

kağıtlarla yapılabilecek başka örnekler


*artık kağıt parçalarını yere döktük ve topladık .küçücük parmaklarımız ne çok uğraştı bunun için anlatamam.sonrada ablamızla bu parçalarla ne yapabileceğimizi konuştuk.yol ,ev, park,merdiven,araba........hepsini denedik.

**nette bi anasınıfı sergisinde gördüğümüz faaliyeti de denedik.renkler güzel ayarlanırsa çok güzel oluyor.büyükten küçüğe doğru sıralama çalışmasınıda kapsıyor.büyük yaşlar için
(5-6yaş)ideal.aralarına kutu kapağından küçük parçalar kesip yapıştırarak bombe veriyor dolabınıza nazar boncuğu yapıyorsunuz.yuvarlak , oval olarakta yapılabilir.

***bu hafta hızımızı alamadık yumurta kolisi,dergi,parşömen,mukavva......gibi ortada bulduğumuz kağıt çeşitlerini topladık.kardeşimize ve komşunun 14 aylık ikiz torunlarına dokunma kartları yaptık çok hoşlarına gitti hatta tadlarına bile baktılar :))))halleri çok komikti ama gelin ne der korkusundan resimlerini yayınlayamıyoruz.

 
*****birde oyun icat ettik gözlerimizi kapatıp elimizdeki kağıtla hışır hışır ses yapıp geldiği yöne koştuk.en çokda bundan zevk alıp çığlıklar atarak dolaştık.

 
filiz (32) sueda (42 ay) inci (20ay)

 
http://suinci.blogspot.com/

10 Eylül 2009 Perşembe

BEÖ: Kağıt

Konu kağıt olunca, benim aklıma kağıttan kesip-yapıştırarak birşeyler yapmak geliyor.. Ama ne yazık ki yaratıcı biri olmadığımı her zaman söylerim..
Bunun yanında, kızımla masa başında oturmak, kesip yapıştırmak, oynayıp bozmak, yeniden yapıştırmak, hem onun sevdiği, kesme ve düzgün yapıştırma - ince motor beceri- gelişimini artıran hem de beraber kaliteli vakit geçirebildiğimiz bir etkinlik çeşidi..
Bu nedenle, Timaş yayınlarından yakın zamanda çıkan "Bugün ne yapayım" ve "Kırt kırt kağıt" adlı kitapları satın aldım ben de.. (Bir de 365 cıvıl cıvıl etkinlik var aynı yayınevinin)..
Bir kısmı Damla için ileri düzeyde olsa da, genelde çok iyi vakit geçiriyoruz..
BEÖ'nün kağıt etkinliği için de, şıpıdık terlikleri yapalım dedik kızımla..
Tabii Damla henüz 2,5 yaşında olduğundan belli bir şey keserken daha çok ben kesiyorum, kalıp falan kullanmadım ama bu işte, elimle kabataslak çizdim, düz kenarlarını o ince ayrıntıları ben kestim... Tabanların üzerindeki süslemeleri kızım yaptı, mavi terliğe çıkartma yapıştırdı, turuncuyu ise keçeli kalemiyle süsledi.. Sonra ipleri kendisi geçirdi ben bağladım..

Kızım şıpıdık terliklerini çok sevdi, hemen ayağına giydi :)


5 Eylül 2009 Cumartesi

B.E.O. *kağıt* bölüm bir

konumuz çok geniş kapsamlı oyüzden en güzel iki faaliyetimizi sunduk.

ilk çalışmamız yaşımıza uygun makasla önce gelişigüzel daha sonra düz çizginin üzerinden kesme alıştırması yapmak oldu.bunu her faaliyet öncesi deniyoruz hem hevesimizi alıyor hemde makas kullanma becerimizi geliştiriyoruz.



aslında şekilli eşleştirme kartları olarak başladığımız faaliyet sonradan tangram resme dönüştü.

önce şekillerimizi çizdik içlerini yırtma yapıştırma ve serbest boyama stilleri ile boyadık.daha sonra çizgilerin üstünden dikkatlice kesip şekillerimizi çıkardık.fon kartonumuzun üstünde denemeler yaptıktan sonra kompozisyonumuza karar verip yerlerine yapıştırdık.



ardından boya kalemlerimizi alıp bahçemize ateş böceğimizide çizdik.



kardeşimiz de bu sırada boyamasını bitirdi.ertesi gün arkadaşlarımıza göstermek ve yaptıklarımızla gurur duymak için güzelce odamızın kapısına asıp, eleştirilerimizi de yaptık. annemde yaptığımız ilginç yorumları resmimizin üstüne yazmayı ihmal etmedi.

-inci bunlar ne?
-at...
-peki kim yaptı bunları?
-men......



filiz,sueda (42 ay ) inci ( 20 ay)

http://suinci.blogspot.com/

B.E.O *heykel*



geçen haftaki B.E.O. etkinliğiydi ama biz bir türlü fotoğraf çekemedik bu eski resmi buldum bari yazılmamış olmasın.mersin sahil şeridindindeki park tam bir heykel cenneti olduğundan bu konudan daha önce kızıma bahsetmiştim.


-kızım heykel ne demek ?
-hani parkta vardıya atlar işte onlar.

ilk sorumun cevabı buydu sonra biraz konu hakkında sohbet ettik.konumuz genelde heykellerin hareketli olup olmadıkları ile ilgiliydi çünkü oyunumuz bunun üstüne kurulu.
HEYKEL OL OYUNU
oyunculara öncelikle heykellerin hareketsizliği çocukların hareketliliği konusunda kısa açıklama yapılır.daha sonra uygulamalı gösterilir.oyunun amacı verilen komutlardan
*heykel ol dendiğinde sabit durmak
*çocuk ol dendiğinde hareketlenmektir.
komutlara uymayan yada geç kalan oyundan çıkar.
aslında bu bir grup oyunu.biz tek başlamıştık 20 aylık kardeşimizde kısa bir süre izleyip bize eşlik etti .kuralları kavramış olmasına şaşırdım .birazda taklit döneminde olduğu için sanırım daha çokda taklit yapıyor, ama sonuçta çok güzel oynadık.
dün akşam yine aynı parktaydık en sevdiğimiz (resimdeki) aslannın yanına giderken:
-kızım sence o aslan canlımıdır?
-hayır anne. o, heykel .heykeller canlı olmaz .korkma...!
-haklısın kızım :0
filiz*sueda(42 ay) inci(20)

1 Eylül 2009 Salı

Kulplu Silindir Bloklar / Montessori Materyalleri (Knobbed Cylinders)

Benim en hayran oldugum ve en cok sevdigim Montessori Materyali "Kulplu Silindirler Bloklar". Boyu, agirligi, capi, hacmi farkli 40 silindir... Bir cocuga o kadar cok sey ogretiyor ki... Saymakla bitmez...

Daha fazla bilgi icin:
The Joy of Learning
Montessori Mom
Montessori World (Video)
Montessori World (anlatim)




Archi*Sugar
....................................
Diger Montessori yazilarim icin link: Archi*Sugar / Montessori
Montessori Blogumuz: Montessori Egitimi

13 Ağustos 2009 Perşembe

HAVA DURUMU (gülay&talya31 aylık)

Uzunca bir aradan sonra herkese yeniden merhaba.Geçen haftanın B.E.Ö konusu hava durumu idi. Taliş bastıran sıcaklar sebebiyle bu konuya çok da yabancı sayılmazdı. Her gün kahvaltı sonrası ilk istediği şey parka inmekti. Havaların bunaltıcı sıcağından talişkoyu korumak için dışarının çok sıcak olduğunu, akşam üzeri güneş batınca havanın serinlediğini ve parka ancak o zaman gidebileceğimizi söylüyordum. Her ne kadar parka çıkabilmek ümidiyle çok üşüdüğünü havanın soğuk olduğunu iddia etsede bu hınzır planı çokda işe yaramıyordu:)

Bu konu ile ilgili ilk yaptığımız çalışma bir hava durumu kartonu hazırlamak oldu


Bu hazırladığım kartonu odamızın kapısına astık, her sabah ilk iş balkona koşup havanın nasıl olduğuna bakıp hazırladığımız kartondan uygun olan hava durumunu gösterdik.Hazırladığım bu hava durumu kartonunun taliş için en eğlenceli kısmı ise mevsimlere uygun kıyafet objelerini bulmak oldu. Resimde de görüleceği gibi güneşli havaya bikini,yağmurlu havaya şemsiye gibi ..bu da talişe tütü ile parka çıkılmayacağını veya dışarısı 40 derece iken pembe montunu giymek için anlamsız bir çabaya düşülmeyeceğini öğrettiği kanaatindeyim:)

http://uzaylianne.blogspot.com/

6 Ağustos 2009 Perşembe

B.E.Ö - Hava Durumu (Gökkuşağı)

Bilge 16 Nisan 2009 doğumlu

http://bilgedemir.blogspot.com/






2 gün önce oturmuş yeni aldığımız mevsimler adında olan ama içinde hava durumlarını da barındıran kitabı karıştırıyorduk,birden gök gürlemeye başladı.Her zamanki gibi ürktü Bilge,ben de yağmurdan önce bunun normal olduğunu anlatmaya başladım gene.Biz yağmur yağıyor mu diye bakacakken bir de ne görelim, gökkuşağı .Balkonda epey seyrettik.Sonra içeri geçtik.

"Bilge kitabından gökkuşağını bulup gösterir misin?" dedim, gösterdi.

Daha sonra resim defterimizi aldık,pastel boyayla ben renkli şeritler yaptım,içini boyamasını istedim,bir iki çizik attı.Parmak boyasını getirdim,çok titiz olduğu için hevesli olmasa da.elini sile sile bir şeridi ona yaptırdım.Gökkuşağı resimlerimiz de tamamlanmış oldu.

Bugün aynı kitabı eline almış,baktım gökkuşağını gösteriyor."Nerde görmüştük Bilge ?" diye sordum.Gökyüzünü gösterdi :D

BEÖ - Ağaçlar ve Çiçekler

Nuran & Emincan (21 aylık)
Uzun zamandır aklımda olan ama iş yoğunluğundan fırsat bulamadığım bir aktivite için bu haftaki ağaçlar-çiçekler konusu beni hızlandırdı. İşten eve dönerken sokağımızda ağaçların budandığını görünce tamam gün bugündür dedim, hemen Emincan'ı aldım ve sokağa çıktık. Budanan ağaçların yapraklarını ve dallarını topladık. Emincan'a çiçeklerin, ağaçların yapraklarının koparılmaması gerektiğini, bak bu ağaçlar budanmış, bunlardan yaprak kopartabiliriz diye anlattım. Şimdilik minyatür birşey hazırladık, ama en yakın zamanda asıl projemiz olan 1mx1m ölçülerinde Emincan'ın odasındaki duvara ağaç hazırlayıp, mevsimine göre meyve resimlerini ağaca yapıştırmak.


5 Ağustos 2009 Çarşamba

BEÖ - Ağaç ve Çiçek

Özgür(keo) & Ceren(21 aylık)

Bu haftaki konuyu öğrenmeden önce yaptığım bir çalışmayı bloğumda paylaşmıştım.
Tam da denk geldi ağaç ve çiçek konusu.
Detaylar burada.

30 Haziran 2009 Salı

B.E.Ö. Etkinlikleri "Yeryüzü Şekilleri"


Fusun (30) ve Defne (14 ay)
http://fusundefne.blogspot.com/
İnebolu’dan yola çıkıp İzmit’e gelirken yolda durup dağları ve vadileri gösterdim Defne’ye.
Anlattım biraz, anlamadı tabi ama ileride bu resimleri kullanabiliriz diye düşündüm.

28 Haziran 2009 Pazar

Montessori Egitimi: yeryüzü şekilleri

Montessori Egitimi: yeryüzü şekilleri
durugunlerimiz@blogspot.com

BEO: yeryüzü şekilleri

İLK AKTİVİTEMİZ
Yeryüzü şekilleri aktivitesi için ne yapabiliriz diye düşünürken en iyisi uygulamalı hali diye düşünüp , attık kendimizi dışarı, boşalan jöle kutusunu aldık elimize, çıktık kırlara. bulunduğumuz yer altından yol geçen bir tepe ancak bunu inceleyebildik. karınca yuvalarıyla biraz oyalandık, kurumuş bitkileri , kozalakları bulduk, kuru yaprakları topladık, kış için malzeme hazırlığı yaptık. Durunun da yeni bir kelimesi oldu : kozanak!



Bizi ilk aktivitemiz sırasında yanlız bırakmayan komşunun kedisi

Zarifeyede teşekkür ederiz burdan, oda bize moral desteği verdi, durunun mıncırmalarına ses çıkarmadan hiç yanımızdan ayrılmadı .






Gezintimiz sırasında birde bulut (dut) ağacı bulduk üstelik ilk defa boyu boyuma uygun bi ağaç bulduğum için de ayrıca sevinmiştim ama duru bi tane bile yemedi, -yine bir diş dönemi, yine iştehımızı kaybettik- ama güzel vakit geçirdik. Birlikte olmak güzel , birlikte birşeyler yapmak daha da güzel...

Eylemleimiz devam edecek...

BEÖ-Geri Dönüşüm / idilvenar (19 ay)

NAR'IN ORMANINA YENİ BİR AĞAÇ
Tam hatırlamıyorum nerede görmüştüm, enchantedlearning.com olabilir emin değilim, bu ağacı çok sevmiştim. Hazır elişi kağıtlarını da kullandığımız için tam anlamıyla bir geri dönüşüm projesi sayılmayabilir ama biz yine de ağacın gövdesini mukavvadan yaptık.
önce elimi dirsekten itibaren çizdik mukavvanın üzerine, kestik ve bunu ağacın gövdesi yaptık. daha küçük ağaçlar için Nar'ın elinden kalıp çıkarıcaz bir dahaki sefere. yuvarlak kesilmiş bir mukavayı da ağacın üst kısmı için yapıştırdık gövdeye.
yapraklar için yeşil, çiçekler için kırmızı elişi kağıtlarını 3 parmak kalınlığında kesip ardından yaklaşık onar santimlik şeritler halinde parçaladık. bunları büzüp büzüp ağacın gövdesinde tutkal sürdüğümüz yerlere mümkün olduğunca sık bir doku oluşturacak şekilde yapıştırdık. Nar'ın ormanına renkli bir ağaç katıldı..

20 Haziran 2009 Cumartesi

BEÖ-Geri Dönüşüm / idilvenar (19 ay)



NAR'IN ORMANI
Nar'ın fil, timsah, gergedan, kaplan, maymun gibi orman hayvanları için atık malzemelerden orman yaptık.
Hangi malzemeleri ne için kullandık? Beyazeşya kutusundan genişçe bir parçayı zemin olarak hazırladık.
Kağıt alışveriş torbalarından doğal renkli ve yeşil olanları tercih ettik.




Yeşil torbaları çam ağacı yapmak için, doğal renklileri ise zemin ve tepeler için kullandık. Tepelerin yükseltisi için artık kullanmadığımız bir yastığın içinden çıkan sünger parçaları çok iyi uydu, süngerlere dilediğimiz şekli verip üzerini kağıtlarla kapladık. Pütürlü yüzeyler oluşturmak için mercimek ve buğdayı zamklı kağıtların üzerine serpiştirdik.



En eğlencelisi ağaçları yapmaktı, gövdesini tuvalet kağıdı ve kağıt havlu rulolarından yaptığımız ağaçların yeşil kısımları için Nar'ın şimdiye kadar yapmış olduğu parmak boyası resimlerinin arasından yeşil renk ağırlıklı olanları seçtim, Nar bir güzel avuçlayıp buruşturdu ve bunları ruloların tepesine yapıştırınca çok güzel ağaç oluverdi.
Doğa gezintilerimizden toplayabildiğimiz kozalakları da ağazların arasına maki gibi serpiştirdik.
Tavuk tabağını da küçük bir göl olarak yerleştirdik, içine su koyup timsahı ve su aygırını suyun içine koyduk.





Yeni atık malzemelerle ve Nar'la birlikte yaptığımız değişik ağaçlarla bu orman her gün biraz daha büyür umarım.

idilvenar

11 Haziran 2009 Perşembe

BEÖ Geri Dönüşüm


Aslında geri dönüşüm haftası bitti ancak esra hanım ekleyebileceğimi söylediği için paylaşmak istedim.
füsun tufan ve defne' nin geri dönüşüm çalışmaları
http://fusundefne.blogspot.com/
Eski eşya ve ambalajları atmakta hep zorlanmışımdır, o yüzden bu konuyu çok sevdim gerçekten.
Bu şifonyer ortaokul yıllarımdan kalma, iki kapılı bir dolabı da var, ikisini de yapışkanlı kağıtla kaplayıp kulplarını değiştirdik. Defne hanıma da bir oda kazandırmış olduk böylece.
Marketlerde satılan hazır kurabiyelerin kutusu da geometrik kartlarımıza koruyucu oldu

Evdeki bebek dergilerinden keserek yaptığım ifade kartları ve onlara koruyuculuk eden bez kitabımızın ambalajı


Keo's Zone da gördüğüm ip çekme oyunu, ben evdeki boş dondurma kutusunu kullandım
Oyuncakları sonradan değiştirdim, delikten geçmediler çünkü.



19 Mayıs 2009 Salı

BEO - Geri Dönüşüm

Evdeki artık ve eskileri kullanarak oyuncak ve eşya yapmak.

http://www.pratikanne.com/2009/05/beo-geri-donusum.html

13 Mayıs 2009 Çarşamba

Annelik Sanatı - RİTM

Çocuğun ellerini kullanma ihtiyacında olduğunu anlamayan ve bunu çalışma güdüsünün ilk belirtisi olarak karşılamaya yanaşmayan bir yetişkin, onun gelişmesini engelleyebilir.Bu her zaman yetişkinin savunucu bir davranış takınmasından ileri gelmez.Daha başka nedenler de olabilir. Söz gelimi , yetişkin eylemlerinin sonucuna gözünü dikmiştir, kullandığı araçları da kendi zihinsel tutumuna göre seçer.Asgari çaba diye bir çeşit doğa yasası vardır onun gözünde, en kısa zamanda amacına ulaşmasına yarıyacak en kestirme araçları seçmeye bakar. Çocuğun görünüşte boş yere bir takım eylemlere giriştiklerini görünce, büyükler hemen üzülür ve ona yardıma koşar.

Çocuğun en olmadık, en hurda şeylere karşı gösterdiği çoşkunluk yetişkini yadırgatır. Çocuk, diyelim masa örtüsünün çarpık olduğunu görünce , nasıl örtülmüş olması gerektiğini hatırlayarak , olanca coşkunluğuyla onu beceriksiz hareketlerle ama ısrarla düzeltmeye kalkar. Gelişiminin işte bu dönemini geçiştirmekte olan bir çocuk için bu anlı şanlı bir eylemdir ve bunu ancak yetişkinler karışmaz, engel olmaya kalkışmazsa başarabilir.

Çocuk saçını taramak mı istiyor, yetişkin bu soylu isteğin karşısında sevinecek yerde sinirleri bozulur.Çocuğun saçını gereğince ve tez elden tarayamayacağını, bu işin üstesinden gelemeyeceğini, oysa bu işi kendinin hemencecik ve gerektiği gibi bitirebileceğini bilir ya! İşte o zaman bu yapıcı ve zevkli işle uğraşan yavru, bir de bakar ki, o ne yaparsa , başa çıkamaycağı kocaman varlık başında bitmiş, saçını ben tarayayım deyip kapıveriyor.Yetişkini sinirlendiren şey , çocuğun sade yapamayacağı bir işle yok yere uğraşması değildir, asıl kendisinden farklı bir çalışma ritmini, eylem tarzını da kabul edememektedir.

Ritm, dilediğiniz anda değiştirebileceğiniz rastgele bir kavram değil. Ritm, kişinin vücut biçimi gibi temel bir özelliktir. Bizler, hareket ritmi kendimizinkine uygun kimselerle düşüp kalkmaktan hoşlanırız; meşrebimize , ritmimize uymayan işlere koşulmaktan da hiç hoşlanmayız.

Söz gelimi, yarı felçli biriyle birlikte dolaşmak bizi bunaltır; o titreyen elleriyle kahve fincanını ağzına götürürken , içimiz daralır.Kendi hareket özgürlüğümüzle bu tutukluk arasındaki çelişki gözümüze batar. Ne yaparız o zaman? O na yardım bahanesiyle, fincanı elinden alıp, ben içireyim sana! diye abanırız üstüne. Aslında dileğimiz yardım değil, bu kendimizinkine uymayan yabancı hareket ritmine son vermektir.

Yetişkin de çocuğa aşağı yukarı böyle davranır. Bilinçsizce kalkar, çocuğun o doğal , ama ağır ve hesaplı hareketlerini engeller, böylece sinek kovarmış gibi o tedirginlik konusunu ortadan kaldırıverir.Buna karşılık çabuk ve hızlı bir ritmle girişmesi şartıyla çocuk, kendi kafamıza göre bir yol yordam tutturmuş olduğu için , ona karşı sabrımızı kullanırız. Ama çocuk ağır ağır, kendi ritmince harekete koyuldu mu, dayanamayız, burnumuzu sokarız hemen; çocuğun tarzı yerine kendi hareket tarzımızı dayatırız. Lakin böyle davranmakla , çocuğa yardım etmek bir yana, onun ihtiyaçlarını ayaklar altına aldığımızı aklımıza bile getirmeyiz. Çocuğun serbestçe hareketlerini önler, doğal gelişimini köstekleriz. Büyükler üzerine, seni yıkayacağız, seni giydireceğiz, diye geldikçe, sözde huysuz bebeğin feryadı basması, büyüme çabası süresince karşılaştığı bütün bu engellere isyandır aslında. Ama , hangimizin aklına gelir ki, yaptığımız o yersiz yardımlarla çocuğun yaşamını zehir etmekteyiz, bunlar ömür boyu acısını çekeceği çeşitli baskıların başlangıcıdır.

Maria Montessori


9 Mayıs 2009 Cumartesi

BEÖ / Zıt Kavramlar


Özgür & Ceren(1 hafta sonra 19 aylık)

Bu haftaki B.E.Ö. konumuzla ilgili olarak annem bana zıt kavramların kartlarını hazırladı. Önce kartlardaki kavramları öğrendim, sonra da gerçek uygulamasını yaptık:)

sıcak-soğuk
ağlayan bebek-gülen bebek
yukarda-aşağıda
kirli çocuk-temiz çocuk
açık kitap-kapalı kitap

1) Annem önce bana kartların açıklamalarını yaptı,
2)sonra bana "hangisi kirli bebek?", "hangisi kapalı kitap?" diye gösterip ona vermemi istedi.
3)Sonra da bir kartı seçip bu ne? diye sordu benim cevap vermemi istedi.

Kartlarla oyunumuz bitince hepsini canlı canlı uyguladık;
sıcak su-soğuk su kaselerine elimi soktum,
ağlayan ve gülen bebeklerin taklidini yaptım,
oyuncaklarımı yukarı ve aşağı koyduk,
yemek yerken kirli çocuk oldum, sonra temiz çocuk oldum:)
kitaplarımı açıp açıp kapattım...
Daha önceden öğrendiğim büyük-küçük kavramları da vardı.

Birkaç gün öncesine kadar iki kelimeyi yanyana söyleyemiyordum, genellikle birleştirip yuvarlayıp söylüyordum (Ayşe Teyzeme=Ayşeme gibi:) ama artık söyleyebiliyorum;

-kirli çocuk
-büyük kamyon, küçük aaba
-sucu abi
-gel gel çabuk çabuk

Annem bu konuda bu oyunun da olumlu etkisi olduğunu düşünüyor...

5 Mayıs 2009 Salı

ÇEVRE SEVGİSİ - ( ÖZDENETİM )

Çocuğun telkinlere açık oluşuna , ruhsal gelişimine yardımcı olan ve "çevre sevgisi" diye adlandırabileceğimiz iç duyarlılığın abartılmış hali olarak bakmak gerekir.çocuk hızlı bir gözlemcidir , özellikle yetişkinlerin eylemlerine ilgi duyar.onları taklit etmek ister.bu açıdan yetişkinin sorumluluğu büyüktür.çocugun ilerdeki hareketleri için bir esin kaynağı ve bir kılavuz olmanın sorumluluğunu duymalıdır.ama çocuğun önünde ve bu sorumluluk duygusu içinde hareket ederken kendisini seyreden yavrunun hareketlerini bütün ayrıntılarıyla görebilmesi için de ağır ve sakin davranmalıdır.
Yetişkin böyle yapmayıp,kendi doğal eğilimlerine uyacak olursa , çocuğu eğitecek , ona kılavuzluk edecek yerde , yavrunun ruhunu kendi hızlı hareket ritmine zorlar ,böylece telkin yoluyla kendini çocuğun yerine koymuş , onu ikame etmiş olur.
Duygu nesneleri , gereçleri bile , tabii çekici ve renkli olanları,çocuğun üzerinde etkiler yaratarak tıpkı bir mıknatıs gibi çeşitli hareketleri çocuğa telkin ederler.Prof Levine'nin filme de alınmış olan deneyi , bu bakımdan ilginçtir.Deneyin konusu , sakat ve normal çocukların aynı nesnelere karşı gösterdikleri değişik tepkilerin ayırdedilmesi.Yaşları ve kökenleri hemen hemen bir olan iki grup çocuk alınmış.geniş bir masa üzerine , içlerinde bizim çocuklar için hazırladığımız gereçlerden bazıları da dahil olmak üzere , bir sürü nesne koymuş.filmde bir grup çocugun odaya girişi gösteriliyor.hepsinin gözleri parlıyor ,önlerinde serili duran çeşitli nesnelere ilgiyle bakıyorlar.cıvıl cıvıllar;yüzlerinin güleçliğinden , bunca çekici nesneyi bir arada görmenin mutluluğu okunuyor.Her biri eline bir şey geçirip çalışmaya başlıyor.derken ,onu bırakıp başka bir şey alıyorlar ellerine,böylece o gereçten bu gerece sekip duruyorlar.filmin bu bölümü bitince ikinci grup içeri giriyor ; ağır hareket ediyorlar duraklıyorlar etrafına bakınıyorlar.gereçleri ellerine aldıkları pek yok,masanın cevresinde toplasıyorlar , hareketsiz duruyorlar.filmin ikinci bolumu de böyle sona eriyor.
bu iki gruptan hangisi normal , hangisi sakat çocuklar acaba?sakat çocuklar oradan oraya koşuşan ,gereçlerin birini alıp birini bırakan,herşeye el atan ve mutlu görünen canlı çocuklar.seyirciler bunların daha zeki oldukları düşüncesine kapılıyorlar.çünkü yetişkinler bir oyuncaktan ötekine , bir ilgi konusundan ötekine atlayan ,değişken ve bir bakıma maymun iştahlı çocukları zeki olarak kabul etmişlerdir.oysa aslında normal çocuklar gayet sakin ve telaşsız hareket ediyorlar.filmde de uzun bir süre kımıldamıyor,gözlerine kestirdikleri gereci ölçüp biçiyorlar.bundan da anlaşılıyor ki SAKİN VE ÖLÇÜLÜ HAREKET , TUTARLI , DÜŞÜNCELİ DAVRANIŞ NORMAL ÇOCUKTA GÖRÜLEN BİR ÖZELLİKTİR.
Prof Levine'nin deneyi öteden beri benimsenmiş görüşlere aykırı düşüyor.çünkü , alelade bir çevre içinde zeki çocuklarda filmde gördüğümüz sakat çocuklar gibi davranıyorlar.okullarımızdaki normal çocukların tavırları bambaşkadır.ağırdır,ölçülüdür,hareketleri benlikleri tarafından denetlenir,aklı tarafından yönetilir.böyle bir çocuk gördüğü nesnelere elbette kayıtsız kalmamıştır; ama bu izlenimlerini izginler , sonuçta da onlardan gereği gibi yararlanmasını bilir.ÖZLENEN ŞEY AMAÇSIZ KOŞUŞMA DEĞİL,ÖZDENETİMDİR.ÇOCUĞUN MOTOR YANİ DENETİM ORGANLARINA SAHİP OLUP SARSAK DAVRANMAMASI SON DERECE ÖNEMLİDİR.
(ANNELİK SANATI SYF 135-136)

2 Mayıs 2009 Cumartesi

ZEKANIN AŞKI

Aşk sebep değil sonuçtur. Işığını güneşten alan bir gezegen gibi. Yaşamın yaratıcı gücü olan içgüdüdür, yürütücü güçtür. Çocuk bilinci bu aşkla dolu olarak doğar. Bu sayede özgerçekleşimi gerçekleşir.
Duyarlılık dönemlerinde çocuğu çevresindeki nesnelere yönelten dayanılmaz dürtü, aslında çocuğun çevresine duyduğu aşktır. Bu sadece duygusal bir tepki değil, çocuğun görmesine işitmesine böylece gelişmesine elveren zihinsel bir arzu ya da aşktır. Çocukların duyduğu bu doğal arzu Dante’nin “Zekanın Aşkı” diye tanımladığı şeydir.
Çocuğun keskin bir dikkat ve coşkunlukla, yetişkinlere önemsiz gibi görünen çevre özelliklerini gözlemlemesine elveren şey işte bu aşktır. Zaten bizi başkalarının gözüne görünmeyen şeylere karşı duyarlı yapan şey aşk değil de nedir! Başkalarının değerini bilmedikleri ayrıntıları bize ifşa eden aşk değil midir? Çocuk çevresine aşık olduğu için yetişkinlerin gözüne görünmeyen şeyleri görür.
Çocuğun çevresine olan aşkını biz yetişkinler, onun gençliğine, toyluğuna, coşkunluğuna yorarız. Bunun yaratma çabasından doğan bir ruhsal enerji ve bir ahlaksal güzellik olduğunu gözden kaçırırız.
Çocuğun aşkı, doğuştan sade bir aşktır. Ona büyümesini sağlayacak izlenimleri edinme özleminden doğmaktadır bu aşk.
Çocuğun aşkının en baş hedeflerinden biri yetişkinlerdir. Muhtaç olduğu maddi yardımı onlardan görür, öz gelişimi için muhtaç olduğu şeyleri onlardan ister. Çocuk için yetişkin saygıdeğer bir varlıktır. Konuşabilmek için öğrenmesi gereken sözcükleri onun ağzından duyar. Kısacası her şey için onun ağzına, eline bakar.
Çocuk, ilişkide bulunduğu yetişkinleri taklit ederek kendi yaşamını sürdürmeye başlar. Büyüklerin sözleri ve hareketleri çocuk için öyle büyüleyicidir ki, onun karşısında adeta hipnotize olur. Yetişkine öylesine duyarlıdır ki, bir noktadan sonra yetişkin onun benliğinde yaşamaya ve hareket etmeye başlar. Çocuklar öğrenmeye o kadar yatkın, aşka öyle susamışlardır ki, yetişkinler çocukların yanında söyleyecekleri sözleri tartmak zorundadırlar.
Çocuk, yetişkine seve seve itaat eder. Ama yetişkin, kendisinden gelişimine önayak olacak içgüdüleri terk etmesini istediği zaman başkaldırmaması elinde değildir. Çocuğun huysuzlukları ve başkaldırmaları; yaratıcı dürtüleriyle, ihtiyaçlarını anlamazlıktan gelen yetişkine karşı duyduğu aşk arasındaki ölüm kalım savaşının görüntüsünden başka bir şey değildir.Çocuk itaatsizlik ettiğinde, huysuzluk ettiğinde, yetişkin bu çatışmayı aklına getirmeli ve çocuğun bu gibi davranışlarını, gelişimi için gerekli eylemleri yerine getirmek için çaresizce başvurduğu bir savunma olarak kabul edebilmelidir.
Hiç aklımızdan çıkarmayalım: çocuk bizi sevmektedir. Bize itaat etmek istemektedir. Çocuk, yetişkini her şeyden fazla sever.Yine de bunun tam tersinin dile getirildiğini hemen hergün duyarız. Çocuğunu ne kadar çok seviyor! Falanca öğretmen öğrencilerine adeta aşık! Gibi sözler yetişkinlerin ağzından düşmez. Ve sürekli çocuklara ana babalarını, öğretmenlerini, bütün insanları, hatta bitkilerle hayvanları sevmeyi öğrenmekten söz edilir.
Bu sevgiyi onlara kim öğretecektir? Hem bir başkasına sevmeyi öğretmek kimin harcıdır ki?Çocuğun bütün haklı başkaldırmalarını huysuzluk diye karşılayan, kendini ve mallarını çocuktan korumak için en olmadık tedbirlere başvuran yetişkin mi yapacak bu işi? Yoksa çocuğun en ufak bir hatasını bile hoşgörü ile karşılamayan öğretmen mi bu işin üstesinden gelecek? Dediğimiz gibi bu iş, onların değil, zekanın aşkı diye tanımladığımız duyarlılığa sahip olan kimselerin harcıdır.
Asıl sevmesini bilen, yetişkinin he zaman yanında olmasını isteyen, dikkatini hep üstüne çekmeye çalışan, yani, sevgi canlısı çocuktur.
Akşamları yatmaya giderken sevdiği büyüğü yanına çağırır, gözünün önünden ayrılsın istemez. Biz yemek yerken yanımızda oturup bizi seyretmek için türlü hokkabazlıklar eder. Yetişkinler çocuğun bu derin sevgisini anlamaz, kadrini bilmezler. Ama unutmayın ki, şimdi yatmaya giderken, sen de gel diye tutturan çocuğun yerini kim tutacak? Demek istiyorum ki, şimdi başımızdan savmak için bunca savaştığımız, sevgisine karşı duvarlar çektiğimiz, işim var, ben sonra gelirim diye atlattığımız yavruları, yarın acı acı arayacağız. Neymiş, her sözüne pek iyi dersek çocuğun kölesi olurmuşuz! Kölesi olmayınca da tabii bildiğimiz gibi sağa sola gidebilir, istediğimiz gibi gezip tozarmışız.
Sabahları çocuk, anasını babasını uyandırmaya gelmeye görsün, kıyamet kopar. Ama çocuğu uyanır uyanmaz yanına koşturan sevgiden başka nerdir ki? Çocuk yatağından kalkar kalkmaz bir koşu onların yanına varıyorsa, bilsinler ki onlara, “sabah oldu ışığa bakın, doğru dürüst yaşamayı öğrenin!”demek içindir bu adeta. Oysa ana baba, çocuğun başlarında bittiğini görüp, mahmur mahmur onu terslediklerinde, çocuk, “ben sizi değil, uyuşuk ruhunuzu uyandırmaya geldim!” dese ne cevap verirler?
Şunu bilmeliyiz ki çocuğun sevgisi, yabana atılır bir şey değildir. Analar babalar uykudadırlar, onları uyandıracak ve artık yitirdikleri taze bir enerji ile onları yeniden canlandıracak yeni bir varlığa muhtaçtırlar. İşte o varlık, sabahları yanlarına koşarak, “Uyanın ey gafiller, uyanın, daha bir insan gibi yaşamaya bakın!” diye adeta doğanın sözcülüğünü yapmaktadır. Çocukların yardımı da olmasa, büyükler bu düzen içinde büsbütün yozlaşırlar. Büyükler kendilerini yenilemeyi unutmuş, yüreği sert bir kabuk bağlamış, vurdum duymazlaşmıştır. Onu uyaracak, uyandıracak yeni bir ses, yeni bir esinti, yeni bir haberci, yeni bir muştu lazım.

ANNELİK SANATI, Maria Montessori
I. BÖLÜM, s. 153-156

1 Mayıs 2009 Cuma

23 Nisan - Oyuncak arkadasim

Esra (Archi*sugar) ve kizi Defne (3,5 yas)
..................................................................
Montessori Egitimi email grubumuzda 23 Nisan sebebiyle bir oyuncak hediyelesmesi yaptik. Biz, sevgili Aysegul'un ikizlerinden biri olan tatli Zeynep'e hediye gonderirken, Defnecigime de sevgili Emel ve kizi Zeynep Asya hediye gondolier.

Defne'nin uyudugu saatlerde aksamlari hazirladigim 23 Nisan Lapbook'u ve Defnecigimin sectigi iki Tubitak kitabi, bizim Ankara'ya Zeynep'e gonderdigimiz hediyeler oldu.

22 Nisan gunu kapimiz calinip da kargoyu gorunce ben de cocuklar gibi sendim. Hediyeleri hem gondermek hem almak nasil da guzel bir duygu veriyormus insana. Hele cocuklar soz konusu olunca. Her iki minnosu da henuz yuz yuze gormemis olsak da onlardan bir parcayi, bir gunu, bir gulucugu paylasmis olmak muhtesem bir duygu.

Paketimizi 23 Nisan gunu diger hediyelerle birlikte actik. Defnem ozenle hazirlanmis paketten cikanlara bayildi. Paketimizden bir doktor takimi, sevgiyle ve ozenle hazirlanmis bir lapbook ve bir de kucuk bakir kova cikti. Doktorculuk oynamaya zaten bayiliyor Defnecik. Ozellikle gercekten doktor olan teyzesiyle doktorculuk oynamak ona ayri bir zevk veriyor. Lapbookumuzu tek tek inceledik ve hala incelemeye devam ediyoruz.

Hem hediyelerimizi gonderidigimiz Zeynep'e hem de hediye aldigimiz Zeynep Deniz'e bu guzel ve anlamli gunu bizlerle paylastiklari icin tesekkur ediyoruz.

Iste postadan bize Ankara'dan sevgi tasiyan, Defne'ye gelen hediyeler. Bizim gonderdigimiz lapbookun fotolarini ayrica paylasacagim.

Archi*Sugar