Yasal Uyari

Aksi belirtilmedikce bu sitede yayinlanan tum yazilarin ve fotograflarin telif hakki yazarina aittir. Izinsiz yapilan tum alintilar icin hukuki yollarin acik oldugu hatirlatilir.
-----------------------------------------

Tanitim

Bu blog, cok yazarli olup Montessori Egitimi mail grubu uyelerinin yazilarindan olusmaktadir ve Montessori Egitimi ile ilgili yazilar icermektedir. Yazarin ismi (ya da takma ismi) yazinin genelde basinda ya da sonunda yer almaktadir.

Buyuyorum Egleniyorum Ogreniyorum aktiviteleri her iki haftada bir konu degistiren ve uyelerimizin cocuklar ile yaptigi calismalari icermektedir.

Buyrun, hosgeldiniz...

09 Kasım 2009 Pazartesi

Montessori Pembe Kule & Kahverengi Basamaklar Genisletilmis Calismalari (Extensions)

Esra (Archi*Sugar) ve kizi Defne (4 yas)
...........................................................
Daha once Pembe Kule ve Kahverengi Basamaklar ile ilgili uzunca bir yazi yazmistim. Ikisi de temel Montessori materyalleri arasinda yer aliyor. Ilk yazi icin buyrun: Pembe Kule ve Kahverengi Basamaklar.

Pembe kule ve kahverengi basamaklarin temel calismalarinda uzmanlastiktan sonra genisletilmis calismalara gecilebilir. Internette bircok ornegini bulabilirsiniz. Bizim iki takim materyalimiz var. Isvicre'de olan materyaller boyasiz, ham hali ile; Turkiye'dekiler ise boyali. Ben de kizim da ikisini de ayri ayri seviyoruz. Ancak boyali halleri ile bu genisletilmis calismalari yapmak cok daha eglenceli.

Uzun suredir bu calismalar ile zaman geciriyoruz, cok zevkli oldugunu soylemeliyim. Internetten bastigim genisletilmis calisma resimlerini kagida bastiktan sonra lamine ettim. Resimler bir kutunun icinde materyallerle birlikte duruyor. Eger temel calismada sorun yasamiyorsaniz, -ki bu sadece kupleri ust uste dizmekten ibaret degil, ortasina kenara kaydirmadan koyabiliyorsa ve koselere de dizebiliyorsa- o zaman genisletilmis calismalara gecme zamanidir. Ancak bazilari gercekten cok zor. Oncelikle kolaylarindan baslamaniz, cocugun hevesinin kacmamasi icin cok onemli.
Iyi eglenceler...
Bu calismalarin fotograflarini su adreste bulabilirsiniz: Our Montessori Story













05 Kasım 2009 Perşembe

BEO: Cumhuriyet / 29 Ekim Aktiviteleri

Esra (Archi*Sugar) ve kizi Defne (4 yas)


Istanbul'da olup da Cumhuriyet Yuruyusu'ne katilmamak, o muhtesem havayi solumamak mumkun degil. Bagdat Caddesi her sene oldugu gibi bu sene de tek yurek olmus Ataturk'un, Cumhuriyet'in izinden yuruyordu. Yagan yagmura inat, tek bir agizdan soylenen marslar, ellerde sanli bayraklar, yuzlerde kivancli gulumseme ve kalplerde Cumhuriyet askiyla...

Defne ile bu, Istanbul'da yaptigimiz ikinci Cumhuriyet yuruyusumuzdu. Gecen sene uzaklarda oldugumuz icin icimiz buruk kutlamistik bu sanli gunu. Bu sene ise muhtesemdi...

Defne buyuk bir mutluluk ve kivanc ile elinde kendinden buyuk bayragi, Cumhuriyet coskusunu en derinden yasadi, Bagdat Caddesi'nde. Marslara eslik etmeye calisti, omzumda en tepede insanlarin coskusuna alkislar ve isliklarla katilci. Cok mutluydu... Hepimiz gibi...

Bu ozel haftayi da cesitli aktiviteler ile pekistirdik. Ataturk'u daha iyi tanidik, bayragimizi evimizin her yerine astik, biraz tarih dinledik...

Yaptigimiz aktivitelerden bazilarini paylasmak istiyorum.

Heykel Olma Oyunu: Daha once bir kitapta okumustum ve bunu 29 Ekim aktiviteleri icinde Defne ile oynamak istedim. Birden fazla kisi ile oynaninca daha da eglenceli oluyor. Bir duduk ya da isaret verici herhangi bir ses kullanilabilir. Duduk calininca cocugun istenilen heykel seklini almasi istenir.

Ornekler: Asker heykeli, selam veren asker heykeli, silah tutan asker heykeli, bayrak tutan insan heykeli, Kocatepe'de Ataturk heykeli, v.b.

Bir sonraki isaret ile heykel bozulur ve bir sonraki isaret beklenir.
Defne'nin cok hosuna gitti. Farkli temalarla bu oyunu oynamaya karar verdik.

Cesitli Boyamalar:
http://www.onceokuloncesi.com/imagehosting/49104ab392ff80c59.bmp
http://www.onceokuloncesi.com/imagehosting/49104ab39388a6718.bmp
http://www.onceokuloncesi.com/imagehosting/49104ab3932fdde71.bmp


Ataturk kosesi:

Calisma odamizda bir Ataturk kosesi hazirlamaya karar verdik ve bunun icin ilk adimi bu hafta attik. Ataturk'un guzel bir resmini ciceklerle susledik, bayragimizi astik. 10 Kasim'a kadar bu koseyi daha da gelistirip guzel resimlerle suslemeyi planliyoruz.

Kullandigimiz cicek fotograflari icin: gerekli link






Archi*Sugar

01 Kasım 2009 Pazar

Kulplu Silindirler

Ne zamandır istediğimiz kulplu silindirlerimize yaklaşık 1 ay önce kavuştuk.Oğlum silindirlerin başına oturduğunda ilk iş olarak elini ağzına götürüp sus işareti yapıp öyle başlıyor çalışmaya,ama sonra yine takır tukur cebelleşiyor silindirlerle. Büyük küçük kavramını bildiğinden özellikle en büyük ve en küçük olana takılıyor bazen dakikalarca bir elinde büyük silindir bir elinde küçük,ooooo(kalın bir ses tonuyla en büyük demek istiyor) gidigidigidi(ince ses tonuyla en küçük manasında).
Bir kaç sefer çalışmayı tamamen bitirdiği oldu ama yakalayamadım videoya kaydetmek için. Genelde sıkılıp saçmalamaya başlıyor gene de ilk günküne göre çok iyi yol katetti diyebilirim. Kulplu silindirlerle çalışmaya kesinlikle örnek olmamakla beraber bir çalışmamızı kaydettim;
http://inciboncukus.blogspot.com/2009/10/kulplu-sililndirler.html

Tangram

Ayşe & Yahya (3 yaş + 8 ay)


http://pbskids.org/cyberchase/games/area/tangram.html adresinde online oynanabilen tangram oyunun bilgisayar başında geçen zamanı azaltmak adına hazırlanmış versiyonu. Oyun kartlarını mukavva kartonundan kestim, üzerine fon kartonu yapıştırdım. Alt yüzeyine de gri mukavvanın görünmemesi için beyaz bir karton yapıştırdım ve her iki yüzeye de dayanıklı olması için şeffaf koli bandı yapıştırdım.
Oluşturulacak şekillere (tavşan, mum vs.) gelince... Sitedeki resimleri print screen yaparak power pointe yapıştırdım. İstediğim oranda görüntüyü büyülttüm. Laptopun ekranını 180 derece yatırdım ve şekilleri kalın kuşe bir kağıda kopya usulü çizdim :) (Tangram kartlarını da aynı şekilde yapmıştım.)


Bu daha önceden yaptığım mevsimler kitabı. İlkbahar için beyaz çiçeklerin ortasına koyduğum pembe pullar ve kış için dallara yapıştırdığım pamuğun dışında diğer şekilleri fon kartonundan keserek hazırlamıştım. Kitap için ilham kaynağım ise mevsimlerle ilgili resim ararken karşılaştığım şu linkteki resim: http://www.funlessonplans.com/atree/trees.htm

Her mevsimin altında şu şiirin bölümleri yazıyor:

MEVSİMLER
Bir yılda dört mevsim var
En güzeli ilkbahar
Çok güzel mevsimdir yaz
Meyvesi eksik olmaz
Sonbahara güz derler
Sararır bütün yerler
Kış soğuktur, kar yağar
Bir yılda dört mevsim var


Bu da yine önceden hazırladığım bir kitapçık. Meyveler hakkında. Yazıcımın mürekkebi bittiği için kuru boyayla boyamıştım.


Bu seferki şiir şöyle:

MEYVELER
Tüm meyveler yararlı, öğrenelim adını
Arkadaşlar bilelim, ağzımızın tadını

Meyveleri yeyince oh ne güzel diyelim
Sağlık neşe içinde mutlulukla yiyelim

Elma
Sepetim elma dolu, özü vitamin yolu
Tadına doyum olmaz, içi sulu mu sulu

Üzüm
Salkım salkım duruyor, tatlı üzüm, bal üzüm,
Bol yerim, sağlıklıyım, parlıyor iki gözüm.

Erik
Ağaçlar çiçeklendi, çiçekler eriklendi,
Erik yiyen çocuklar, cıvıl cıvıl şenlendi.

Kayısı
Meyvelerin kralı, kayısıdır kayısı,
Yerken düştü bayıldı, arkadaşın dayısı.

Şeftali
Şeftalini iyisi, Bursa'dadır arkadaş,
Hayat veren suyunu, içelim yavaş yavaş.

Ayva
Ayvalar çiçek açmış, demek ki yaz gelecek,
Kafamıza düşerse, şişirecek, delecek.

Kiraz
Ağaçlar pembe beyaz, dalları bastı kiraz,
Gel kardeşim yanıma, yiyelim biraz biraz

Portakal
Ağaçlarda portakal, küme küme duruyor,
Koparıp da yemesi ne de güzel oluyor.

Mandalina
Portakalın kardeşi, arkadaşı limonun,
Vitaminle doludur, bir başka tadı onun.

Kavun
Koklayarak alırsın, yaz meyvesi kavunu,
Bu meyvede bulursun vitaminin çoğunu.

Karpuz
Arabadan atlıyor, pantolonu patlıyor,
Soğuk suyun içinde, çatır çatır çatlıyor

Nar
Tane tane top gibi, içi boncuk kan gibi,
Nar yiyince çocuklar, olurmuş aslan gibi.

Muz
Bana muz derler canım, misler gibi kokarım,
Çocuklar beni sever, onlara ben bakarım.
IŞILTAN UŞAKLIGİL

Not: Burada da de bu şiirin bestelenmiş halini ve dans figürlerini bulabilirsiniz.

30 Ekim 2009 Cuma

B.E.Ö. Cumhuriyet

Banu & Mira (20 aylık)

Atatürk'ün gülümseyen fotoğraflarından oluşan "Gülen ve Gülümseyen Türkiye" sergisi Ankara Anadolu Ajansı Sanat Galerisi'nde açıldı.

Çocukken ilk defa Atatürk'ün gülümseyen bir resmini gördüğümde çok şaşırdığımı hatırlıyorum. O yıllarda heryerde sadece ciddi bakışlı smokinli yada kalpaklı Atatürk fotoğrafları vardı. Atatürk'ün gülümseyebileceğini hiç düşünememiştim. Bu sergi bana kendi şaşkınlığımı hatırlattı ve Mira'nın öncelikle Atatürk'ün neşeli yüzünü tanımasını istedim.

Bunun için sergideki gülümseyen Atatürk fotoğraflarından Mira için eşleştirme kartları hazırladım. Kartların arkasına da Türk Bayraklı bir görsel yerleştirdim. Şu sıralar Mira'nın gazetelerde, dergilerde, paralarda, piyangolarda çeşitli şekillerde gördüğü Atatürk ve Türk Bayrağı resimlerini heyecanla "atatüü" ve "bayyak" diye göstermesinden etkinliğimizin başarılı sonuçlandığını düşünüyorum.

Bizim gülümseyen Atatürk kartlarından isterseniz... Buyrun TIK'layın :)

Kartlar eşleşmiyor diyorsanız; Sermin eşleştirme çalışmaları ile ilgili çok detaylı bilgilendirici bir yazı hazırlamıştı... TIK'layın :)

29 Ekim 2009 Perşembe

BEÖ CUMHURİYET

Hazırlayan: Berna & Ekin (36 ay)
Eşlik eden: Işıl & Sarp (16 ay)

http://ekinvebiz.blogspot.com/

BEÖ etkinliği konusu Cumhuriyet ve biz de bir etkinlikle katılalım istedik.

Cumhuriyet bayramı nedeniyle, sevgili arkadaşım ve grubumuzun üyelerinden Işıl’ın 16 aylık oğluşu Sarp için "bayrak puzzle" yapmaya karar verdik kızımla. Çünkü Sarp tam bir Türk bayrağı hayranı...

Kırtasiyede satılan Türk bayraklarından aldık; 3 tane bayrak, 3 tane de Atatürk’lü bayrak. Onları ince kartonlara yapıştırdım üzerini de lamine ettim. Yapıştırmalarda Ekin çok yardım etti annesine :) Bayraklardan birini bütün bıraktım, diğer parçayı ikiye kestim, diğerini de dörde böldüm. Diğer üçlü bayrak grubunu da aynı şekilde hazırladım. Ama bunların fotoğraflarını koymuyorum. Belki tahmin edersiniz sebeplerini :))))




İşte bizim evdeki Cumhuriyet Bayramı kutlaması... Ekin'le Sarp ellerinde bayraklarla koşturuyorlar :)




Akşama da fener alayını izlemeye gideceğiz. Hepimizin Cumhuriyet Bayramı kutlu olsun...

BİZ ATATÜRK ÇOCUKLARI

DİJLE ..EZEL(19 ay)
http://www.pamkprenses.blogspot.com/







Ezelci'ğim biraz daha yaptıklarımızın anlamını da kavramaya başladığından beri her hafta bir etkinlik konusu belirleyip,o hafta içerisinde bu tema üzerinde farklı çalışmalar yapıyoruz.

BU HAFTA DOĞAL OLARAK CUMHURİYET HAFTASI;

Bu kapsamda ilk iş Ezel'in odasını bayraklarla donattık.Ezel görünce çok sevindi.El çırptı,Dede,dede diye odanın içinde dolandı durdu:))

Ezel'in penceresinin baktığı yer bir okul ve okulun ön cephesinde büyük bir Türk Bayrağı ve Atatürk resmi asılı hafta başından beri.Ezel bir kendi penceresine bir de okulun ön cephesine bakarak;Anı Anı(aynı,aynı)Dede diyerek eşleşme de yaptı.Buraya vakti geldiği için not düşelim;Ezel her pazartesi sabah ve cuma öğleden sonra İstiklal Marşı okunurken bir şef edası ile kendi penceresinden okulun öğrencilerini yönetiyor..Büyük bir ciddiyetle..Bir ara video eklemeli artık aslında...

Ezel'in Atatürk'e "dede" demesinin hikayesine gelince;Mama sandalyesinin tam arkasında,duvarda asılı Atatürk Takvimimiz var.Ezel ,ne zaman su koyverse Azer Teyzesi "Bak dede de yiyecek,hadi bak dede de yesin diyor ,aaaaa Ezel bak dede de karnıbaharı çok seviyormuş:)) diye diye Atatürk oldu Ezel'in dedesi..EEE yalan da değil hani:))

Biz bu kapsamda Türk Bayrağı şablonu çizip içini kırmızıya boyamaya çalışıyoruz...

Gramafon kağıdından süsler yapmayı planlıyoruz.

Bol bol kahramanlık marşları dinleyip,dans ediyoruz..

Ezel'in en çok sevdiği ise;Trt Türk Sanat Müziği Çocuk Koroları - Çocuklar Şarkı Söylüyor 1 (2009) CD'nin ilk parçası,BİZ ATATÜRK ÇOCUKLARI (İzci Şarkısı)

Biz Atatürk çocukları
Yurdumuzun umutları
Başımız dik, yüzümüz ak
Seyrederiz ufukları
Lâllâl la, lâllâl la Lâllâl lâllâl lâllâl la

Ne mutlu Türk olana
Ne mutlu bana
Biz Atatürk çocukları
Çok severiz insanları
İçimizde taşıyoruz
Sevgi dolu yarınları
Ey sevgili Büyük Ata
Rahat uyu, etme tasa.
Seviyoruz, seveceğiz
Bil ki her an seninleyiz.

HEPİMİZİN CUMHURİYET BAYRAMI KUTLU OLSUN!

28 Ekim 2009 Çarşamba

BEÖ 3 ;Cumhuriyet Bayramı




BEÖ aktivite konumuz Cumhuriyet Bayramı. Durucumla, dışarda birşeyler yapmayı düşünmüştüm ama yağmurlar başladı, virüsler yayıldı, çocuklar eve kapandı. Bu aralar dışardayken bayrakları gösterip, anlatmıştım, Durununda bu aralar zaten ilgisini çekiyordu. Şimdide birlikte cama astık, birkaç kez anlattım, ama sonunda Duru yine-yarın şeker bayyamı mıı? diye sordu :)



Birde Atatürk Ölmedi 'yi söyledik, ama ataküt diyebiliyoruz :(


video
DURU KARAKAŞ 23 ay
http://durugunlerimiz.blogspot.com/

B.E.Ö. Cumhuriyet

Füsun ve Defne(18 ay)
Defne Yaprağı Şimdiye kadar Defne'ye Atatürk ve Türk Bayrağını tanıtmadığımı bu haftaki etkinlik konusunu görünce farkettim. Bugün okuldan iki bayrak getirdim ve Atatürk kartpostalıyla beraber Defne'ye verdim. Bayrağı pek kavrayamadı, daha çok üzerindeki hilale bakıp aydede aydede dedi ama Atatürk ismini hemen öğrendi, bu kim diye sorunca, söyledi, nerede deyince gösterdi.
Önce bayrağı bisikletine takıp Atatürk resmiyle Cumhuriyet Turu attık evde.


Sonra bayraklarla ve kartpostalla odasındaki rafa Atatürk köşesi hazırladık. Birkaç gün boyunca orada kalacak. Yerimiz geniş olsa, keşke sürekli orda kalsalar. Bakalım belki duvara asarız.

26 Ekim 2009 Pazartesi

Güneş Sistemi, Gezegenler ve Ay

Ayşe & Yahya (3 yaş 8 aylık)





İlk yazımı umarım beğenirsiniz. Pek emek içermeyen bir aktivite ama olsun :) Oyun hamuruyla vakit geçirmek çok eğlenceli. Biz de bu defa Güneş Sistemi'ndeki gezegenleri yapalım dedik. Siyah renkte bir alışveriş poşetinin üzerine beyaz renkteki oyun hamurunu makarna şeklindeki aparattan geçirerek elde ettiğimiz şeritlerle hazırladığımız yörüngeleri yerleştirdik. Sonra pek mümkün olmasa da orijinal renklerine ve boyutlarına en yakın şekliyle yapmaya çalıştığımız Güneş'i ve sırasıyla gezegenleri yerleştirdik. Daha sonra gezegenleri geri topladık ve Yahya gezegenlerin isimlerini sayarak doğru yörüngelere yerleştirdi.



Daha sonra Dünya'nın Güneş etrafındaki dönüşünü,



Son olarak da Ay'ın Dünya etrafındaki dönüşünü inceledik...

24 Ekim 2009 Cumartesi

Knobless Cylinders / Kulpsuz Silindirlerle Çalışma

Berna & Ekin (36 ay)
http://ekinvebiz.blogspot.com/



Bunlar bizim Montessori materyallerinden kulpsuz silindirlerimizle yaptığımız çalışmalar. Ekin artık 3 yaşında olduğu için kule yapmak hem kolay geldi, hem hoşuna gitti. Birlikte silindirlerin özelliklerini konuştuk. Hem düşey yönde, hem de yatay yönde dizdi kulpsuz silindirlerini. Hatta kulplu silindirleriyle benzeyenleri bir araya getirdi, bir nevi kulplularla kulpsuzları eşleştirdi :)








Aslında yapmak istediklerim şunlar http://jojoebi.blogspot.com/2008/04/knobless-cylinders.html , ama onlara ulaşamıyorum (boş sayfa çıkıyor), kendim bilgisayarda hazırlayacağım. Mimar olmamın kızıma bir faydası olsun...









Bilgilenmek isteyenlere:

http://homepage.mac.com/montessoriworld/mwei/Course1/VideoCourse1/Knobbless_Cylinders.html adresinde Margaret Homefray’in videosu var.

http://homepage.mac.com/montessoriworld/mwei/sensory/sknobles.html adresinde ve

http://www.ehow.com/how_4524356_teach-comparisons-using-montessori-knobless.html adresinde de nasıl sunulacağının anlatımı var.

22 Ekim 2009 Perşembe

SANDPAPER LETTERS / ZIMPARA KAĞIDI HARFLERİ

Elif & Alpi (40 ay)


21 Ekim 2009 Çarşamba

Trafik Oyunu

Berna & Ekin (36 ay)
http://ekinvebiz.blogspot.com/


Bu etkinliği Meraklı Minik dergisinin eski sayılarından birinde okumuştum. Kağıt bantı aldım ve Ekin’in odasında halısının üzerine doğaçlama yapıştırdım. Trafik, yollar, yaya geçidi gibi kavramları pekiştirmek ve iki çizgi arasında (dışarı taşırmadan) arabaları sürmeye çalışmak gibi faydaları olan eğlenceli bir oyun oluştu. Hatta Ekin, yolların arasında kalan bölümlerin bir kısmına çiftlik hayvanlarını (orası çiftlik oldu), bir kısmına da orman hayvanlarını (orası da orman oldu) koyarak oyunu geliştirdi. Bahçeden topladığımız taşları yeşile boyadı çimen olsunlar diye...
Minik bebekleri de yaya oldular ve karşıdan karşıya geçmek için yeşil ışığı beklediler :)


(Bu etkinliği 13.05.2009'da yapmıştık)


Bu arada kağıt bant halınıza hiçbir zarar vermez ve kolayca çıkar. Ama diğer bantlarla denemeyin :)))

16 Ekim 2009 Cuma

Halloween (Cadilar Bayrami) Aktiviteleri

Esra (Archi*Sugar) ve kizi Defne (4 yas)
................................................................
Iki haftadir her yanimiz cadilar, yarasalar, baykuslar, elmalar ve balkabaklariyla cevrili. :-) Biz cok egleniyoruz. Size de birkac fikir vermek istedik.


Parcalarini birlestirerek baykus yapimi:
Making Learning Fun adresinden alinmistir.

 

Cesitli cadilar bayrami motifleri:
Online boyayip basabilirsiniz. Biz, ayrica lamine edip birkac tanesini kapimiza astik.
Apples For The Teachers


Parcalari birlestirerek Frankenstein yapimi:
Making Learning Fun  adresinden alinmistir. Ayrica Franskenstein'i sekline gore boyama. Cok eglenceliydi. Making Learning Fun




Sayiya gore rengini secip boyama:
Her sayi icin bir renk secilir ve zar atilir. Gelen zarin sayi karsiligi renk boyanir. Cok eglenceli.






Balkabagi cekirdeklerini sayma oyunu:
1-20 arasindaki sayilari iceren balkabagi resimleri (basilmis ve lamine edilmis) ve buna denk gelen sayida bal kabagi cekirdegine ihtiyac var.
Play to learn - balkabagi resimleri (sayilari ile birlikte)






Yarasalari Sayma Oyunu:
Yarasalari sayip altindaki dogru sayiyi isaretleme oyunu. Kartlari basip lamine ettikten sonra kullanirsaniz silip silip oynayabilirsiniz.

Making Learning Fun


Cubuklardan balkabagi kuklalari:
Fikri suradan aldim: Ramblings of a Crazy Woman
Super eglenceli bir kukla oyunu cikti ortaya. Bir kucuk tiyatro perdesinin arkasindan oynarsaniz cok daha eglenceli olacaktir.


Yarasa Tangram:
Yarasa  motifini beyaz kagida cikti alip lamine edin. Ayrica tangram parcalarini farkli renkte bir kartona basip lamine edin.

Making Learning Fun - Yarasa motifi




Baykus motifi uzerindeki yaziyi fotograf ile esleme:
Birkac baykus basip ustune kisilerin isimlerini yazin. Ayrica bu kisilerin fotograflarini hazirlayin. Yazi ile fotografi eslemesini saglayin. Bu aktivite oncesinde yazilanlari taniyor olmasi gerekir.



Cadilar bayrami temali siralama:
Ornekteki sirayi takip ettirme calismasi.




11 Ekim 2009 Pazar

ev müzesi

bu haftalarda dışarı çıkamadık.bilgisayardan müze resimlerine baktık.atatürk müzesinin içinin gösterildiği bir cd.izledik.kıbrısta gezdiğimiz müzeleri hatırlamaya çalıştık.

tam içselleşmesede ön bilgimiz oldu.en kısa zamanda bir müze gezmeye çalışacağız.

ama anne yinede boş durmadı evdeki bütün antikaları topladı bir köşede sehpaların üstünde sergiledi tek tek özelliklerinden bahsetti.

*babaannemiz eskiden içine kömür konan bu ütüyü kullanıyormuş (kablosu nerde anne?)

*1311 'e tarihlendirilmiş bir tabak var (ama niye pis anne?)(paslı:))

*halı-ibrik-testi-radyo-semaver-şekerlik-dikiş kutusu.....

-anne bunlar eskiya hani niye bizim evimizde?müzeye verelim ozaman.(kendi ayakkabısından bahsediyor.:))

filiz sueda(43 ay)

http://suinci.blogspot.com/

07 Ekim 2009 Çarşamba

BEO - Hava durumlu haftalık takvim

Pratik Anne - Kıpırcan (4.5 yaş), Kımılnaz (22 ay)
http://www.pratikanne.com/

Büyüyorum Eğleniyorum Oynuyorum'un Hava Durumu etkinliği haftasında aklıma düşen ve daha ancak Türkiye'den geldikten sonra başlayıp bitirdiğim, ev yapımı hava durumlu haftalık takvimi gururla sunarım.

Öncelikle bu tabloyu başka bir yerde gördüm diye düşünüyorsanız, zorlamayın. Ben hemen ilham kaynağımı (!!!) vereyim. Haftalık Takvim

Zahmeti, malzemesi, uğraştığım saatler ile beraber bunu elde yapmak bana daha pahalıya mal oldu gibi. Bir de sonrada bu firmanın bize çok yakın bir mağazası olduğunu farketmemle beraber güldüm kendime. Ama oğlum da yardım ettiği ve onun da emeği geçtiği için kendi de severek kullanıyor.

Bu takvimle neler yapıyoruz?
  • Kıpırcan her gün babasının işe gidip gitmeyeceğini soruyor. Okula başladığından beri de, o gün okula gidip gitmeyeceğini soruyor. Bu takvim haftaiçi/haftasonu ayrımını öğrenmesine yardımcı oldu. İş/Okul günü olup olmadığını buradan takip ediyor.
  • Hangi ayda olduğumuzu öğreniyor.
  • Bir ayın günlerinin sayılarla ifade edildiğini ve bu sayıların nasıl söylendiğini öğreniyor. Ayın 5'i gibi.
  • Haftanın günlerini öğreniyor.
  • "Bugün", "Yarın" ve "Dün" kavramlarını öğreniyor. Bunların her gün değiştiğini görüyor. "Yarın şu olacak", "dün bu olmuştu" dersek daha iyi anlamasına yardımcı oluyor.
  • Hava durumunu gözlemleyip, tanımlayıp, takip etmeyi öğreniyor.
  • Bütün bunları hem İngilizce, hem Türkçe öğreniyor. Görsel olarak İngilizce hazırladım çünkü ilk olarak ingilizce öğreneceği için, kafası karışsın istemedim. Sözel olarak biz her ikisini de tanıtıyoruz.

Malzemeler
  • Kanvas gibi ağır bir kumaş (Duck Cloth)
  • Kalın şeffaf plastik
  • İplik
  • Kumaş boyası (veya daha kolayı, düzgün bir adres etiketi bile olabilir aslında)
  • İnce tahta çubuk
  • Yün ipi
Kartlar için
  • Karton kağıdı (Card Stock)
  • Laminasyon aleti

Yapılışı
  1. Önce ne büyüklükte yapacağınıza karar verin. Ben örnek aldığım üründen daha küçük hazırladım. 2in x 2in (inch) boyutunda kartlar kullanacağımı varsayıp, bundan yola çıkarak dikiş payları ile beraber 16.5 inch eninde kumaş kestim. Bunu yaparken beyaz dikiş kalemi ile neyi nereye yerleştireceğimi belirledim.
  2. Sonra üstü hariç üç kenarını 1/2 inchten kıvırıp makina ile kapadım.
  3. Plastikleri yeteri kadar kesip, normal dikiş ipliği ve makina ile kumaşa diktim. Önce yanları ve alt kenarını, sonra kartları ayıran bölmeleri, daha evvel çizdiğim çizgileri rehber alarak diktim.Burada bir ipucu vereyim. Eğer kumaş arkada toplanırsa, söküp söküp dikmeyin. Bittikten soran arkadan ütü basın. Sonra da iyice gerip soğumasını bekleyin. Ama ütü çok sıcakken basın ve beklemeden kaldırın. Yoksa olduğu yere yapışmasın. Böylece plastik genişleyip kumaşla eşit oluyor.
  4. Sonra ay ve gün isimlerini yazdım. Bu esnada Kımılnaz tabloyu alıp ters çevirip üstüne yazı yazmaya kalktı ve günler ve ay yazısı biraz dağıldı.Bu yüzden keşke adres etiketine bastırıp yapıştırsaydım, daha düzgün olurdu diye düşünüyorum.
  5. Önce içine koyacağım kartları hazırladım. Bilgisayarda 1-31 e kadar sayıları, ay isimlerini ve hava durumu tiplerini MS Word deki clipartlardan ve Hava Durumu tablomuz için daha evvel bulduğum görsellerden de faydalanarak hazırladım. Bunun dışında doğumgünü, okul tatil, bayram ve seyram gibi özel günler için de kartlar var. Hepsini Kıpırcan lamine etti ve kesti.
  6. En zor kısmı, ceplerini yapmaktı. En fazla sayı kartları yer tutuyordu. Onları üstüste koyup üzerine cep olacak şekilde ne kadar kumaş gerektiğini belirledim. Sonra makine ile içten tabloya daha evvel belirlediğim yerlere diktim. Bu dikiş bayağı zahmetli oldu.
  7. En son, aldığım çubuğu kesip, kumaşın üstünü bu çubuğun çeversine uygun şekilde diktim. Çubuğu geçirip bu kısmı kapadım. Yün ipini de zımba ile her iki kenara tutturunca duvara asılmak üzere hazır oldu.
  8. *Dikiş esnasında pedala Kıpırcan bastı. :)

    Dip not: Durduk yere kendi ayağımızı vurmamak için haftasonu ve haftaiçi ayrımı yaparken, haftasonuna daha iyi imajı verebilecek renk ve resimlerden kaçındım. Sadece ikisi farkli olsun diye birine beyaz, diğerine sarı renk kullandım.

06 Ekim 2009 Salı

Elif&Alpi(39 ay)

Renkler & desenlerle ilgili eşleştirme, şekiller üzerine bir eşleştirme kitapçığı, büyük/küçük sıralaması, şekiller & renkler kitapçığı, renklerle ilgili gruplama, tamamlama, makas kullanma ve yazma için de bir ön çalışma.

 Konu başlıklarıyla ilgili çalışmalarımız:
http://alpiharikalardiyarinda.blogspot.com/2009/10/neler-yaptim-neler.html

05 Ekim 2009 Pazartesi

Müze

Haftanın konusu müzeydi bizim müzeyle ilgili aktivitemiz de şöyle;
http://inciboncukus.blogspot.com/2009/10/oyuncak-muzesibeo.html
Gülşah&Demir(18,5)

03 Ekim 2009 Cumartesi

Montessori Çevresi

Güneş&Begüm - 15 Aylık

"Montessori Eğitiminin tipik özelliklerinden bir tanesi, onlara uygun hazırlanmış çevredir."

"Çocuklar 0-6 yaş arasında emici bir zihne sahiptir ve çevrelerinden öğrenir."



Bunun içinde onlara imkan tanımak gerekir. İlk önce çevre yani, begümün boyuna inip herşeyi onun gözüyle gözlemleyince herşey ortaya çıkıyor zaten. Yapmak istediği şeyleri kendi yapmaya başlayınca da huysuzlukları azalmış oluyor. "HuysuzlukÇözümlenmesi gereken bir sorundur. M.M" "Bizi Begüm çok iyi anlıyor, ama biz onu anlayamıyoruz." Çoğu blogda aynı yazı yazılmış. Mesela, ben çamaşır asarken, kızım bana mandal ver dediğim zaman, (daha önce ona mandalın ne olduğunu öğretmedim) o oynadığı mandaldan bir tane uzatarak bana "MAMBALL" dedi :D Çok çabuk öğreniyorlar, 14 aylıkken babası kumandayı istediğimde götürebiliyordu. Bir kaç türkçe-yabancı blogda Pratik Hayata Odaklanın yazısını görünce bizim sloganımızda bu olmalı diye düşündüm. Çünkü ben çalışan bir Anneyim ve evdeki günlük işleri yaparken Begümle yapabilirsem hem onu ertelememiş, hemde işlerimi bitirmiş olacağım, bu her zaman bu şekilde olamıyor bu bir gerçek zaman zaman babası devreye giriyor / Begümün tercihi ben çamaşır asarken yanımda olması, bana mandal uzatması oluyor, yada babası bulaşıkları boşaltıyorsa babasının yanında olmak istiyor. Benci olduğu için değil yani, aktif olanın yanında olmak istiyor. Bundan yola çıkarak,

Begüme ilk önce kendi boyutunda kendini görebileceği aynalar yaptık, salonda ve kendi odasında : "Mesela ben bebekleri eskiden uzun zaman aynaya baktırmadıklarını biliyorum, ama bu eğitimde ayna önemli. Kendini ve yaptıklarını izlemelidir."



Ayakkabılarını kendi çıkarıp, ayakkabılığa koyabilmesi için en alt bölümü onun için tekrar düzenledik. : "Bu alışkanlık oldu begümde, yaptığımız herşeyi anlatmaya çalışıyorum, kızım şimdi evimize geldik, ayakkabılarımızı çıkarıp ayakkabılığımıza kaldıralım."

Kendi montlarını asabileceği şekilde fortmantonun yanında, askılık taktık.: "Montumuzu yerine asalım. (ilk başta oyun yaptı, defalarca astı,aldı,asamayınca benim asmamı istedi,hatta benim gibi çantasınıda astı :)" )

Banyoda kendi boyunda havlusunu asıp, dişlerini fırçalaması için bir bölüm yaptık. : "Henüz havlusunu kullanmayı sevmiyor, ıslak kalmak hoşuna gidiyor çünkü, ama diş fırçasını mutlaka kullanıyor, ama macunda ısrarlı mutlaka Alyanın kullandığından edinmemiz lazım."



İkeadan bir basamak aldık, uzanamadığı yerler için. : "Kaldırıp her yere taşıyor üstüne çıkıp gülüyor :D" Geçen gün ilk önce basamağa, sonra sandalyeye,sonra masaya çıkmayı başardı, düz duvara olmasa da tırmanıyor, işte kendi çapında. :)

Masa ve Sandalye : "Çok mutlu oldu, daha ikeadan bakarken çok sevdi. Babası ile birlikte kurdular. Begüm sandalyenin birine bebeğini oturttu, diğerine kendi oturdu. Masasına kağıt ve boya kalemi koyduk, önce kağıdı çizdi, ama hemen ağzına götürdü, şu zararsız olanları araştırıp almak lazım, yoksa kızımın sanatsal yönünü engellemiş olacağım. Bununla ilgili bir kitaba başladım, "Çocuklarda Sanat Eğitimi" diye bir kaç sayfasını okuyabildim. Diyor ki ; çizdikleri bir çizgi bile çok önemli, önemseyin mutlaka." tam olarak böyle olmasada aklımda kalan kısmı. Okudukça paylaşırım.



Mutfaktaki Köşesi : "Mutfakta kendi boyuna uygun bir yerde, tepsisinin içinde bir tabağı var, küçük alıştırmalıklarla dolu, yasaklı gıda vermemeye çalışıyoruz artık. (Ceviz,Kuru Kayısı,Pestil,En sevdikleri), SU bardağıda orada duruyor ve susayınca gidip içiyor. Meyva saatimizde sofra bezini çıkarıyor ben bir küçük tabak dilimleyip eline veriyorum salona kendisi götürüyor. Meyvalarını bitirdikten sonra yere attığını gördüm, kızım ne yapıyorsun, tabağını yerine götürürmüsün dediğimde alıp götürüyor, ama neden atıyor?? bunu çözemedim, yemek yerkende, suyu bitsin bardağını yere atıyor, su demişken yemeklerde bardakla veriyorum suyunu ama oyun yappıyor,ıslatıyor kendini :)"



Odasında : "Artık oyuncaklarını bölümlendirdik, iki raflı dolabına oyuncaklarını dizdik, değiştirerek yerleştirmeyi düşünüyorum. Bu dolabın altındaki çekmecenin birini kitaplık olarak yaptım, bizim ev bu şekilde müsait şimdilik, zaten resimlerini görmesi açısından dikey degil de yatay olmasında fayda var, ama ileride bir kitaplığı olmasını istiyorum. Yine ikeadan aldığımız 4 bölmeli dolabını / puzzle / legolar / oyuncak, meyva ve sebzeleri / Bowlıngi olmak üzere düzenledik. Tabiki birde bebeklerimiz var sayıları her geçen gün artaN :) onlar içinde sepetimiz var daha önce kullandığımız."

Montessori Eğitimini ilk Esranın blogunda gördüğümde,dedimki aynı bizim çocukluğumuzda yaşadıklarımızı yaşatmamız gerekiyor yani, teknoloji değilde doğa çocukları olmaları gerekiyor. Hatırlıyorum annem hamur açarken bizede bir parçasını verirdi ve bizi dahil ederdi, hatta açmamıza izin verirdi. Bu kısımları çok hoşuma gitti, herşeyi birebir Montessori Eğitimi'ne uygun yapmam imkansız zaten bizim eğitim sistemimiz çok farklı. Çocuklar okula başlamadan yazma-okuma öğretilmiyor. Montessori Eğitiminde de öğretilmiyor aslında (anladığım kadarıyla) yapılan aktivitelerle çocuk kendiliğinden öğreniyor, aynı mambal gibi :D

Her haftaki Büyüyorum Öğreniyorum Eğleniyorum Köşemizdeki aktiviteler zamanımızı daha kaliteli geçirmemize ışık tuttu. Çoğunu yazamadım ama zaman zaman eskilerini tekrarlıyorum, Mesela, Evimizin Odalarını; her odayı biliyor, banyoda kirli çamaşırını eline veriyorum, kızım git kirli sepetine koy diyorum, götürüp koyuyor. Çamaşırları toplarken çoraplarını eşleştiriyoruz. Bulaşıkları toplarken kaşıklığa birlikte yerleştiriyoruz. Bardakları üst üste dizmeyi çok sevdi. Ama elinden alınca bağırıyor, özellikle cam bardak olacak, böyle zor anlarımızda oluyor. Böylece eşleştirmeyi yapmış oluyoruz. Birde ayakkabılığı her fırsatta açıp ayakkabılarını çıkarıyor, onlarıda eşleştirip yerine kaldırıyoruz. Mail grubumuzda diğer annelerin paylaşımı çok faydalı oldu ve olmaya devam ediyor.

Birde şunu öğrendim (ki öğreneceğim çok şey var paylaşacağımda inanıyorum), kesinlikle onun hızında yaşamaya çalışmalıyız,(ama bu da vakit demek) Çevremde en çok gördüğüm, sofra toplayacağız biran önce yedireyimde kaldıralım, çocuktan kaşığı alınıp aileler yediriyor, fırsatı biz vermiyoruz. Yada ayakkabısını daha uzun zamanda giydiği için biz giydiriyoruz. Bizim hızımızda yürüyemediği için kucağımıza alıyoruz,arabalarına koyuyoruz. Malesef buda bizim yaşam standartlarımıza uygun değil. Zamanla yarışıyoruz çünkü, bir an önce yemek yencek, sofra toplanacak, ütü yapılacak.vs.....uzar gider.... (Edison videosunda vardı)

Güzel kızım, umarım senin zamanına ışık tutmuş olabileceğiz. Belki ileride aaa Annemler nelerle uğraşıyormuş diyebileceksin..??? Eğitim Sistemi gittikçe kötüleşiyor, çocuklar birbirleri ile yarış halindeler, aynı zamanda velilerde!!! Sosyal Çevreleri, Dershanelerde kurabiliyorlar, çoğu Ailede özel ders olarak evde ders verdiriyor ve bu hiç sosyalleşmesine imkan tanımıyor. Hangisi doğru, hangisi yanlışı tartamadan bu sürece giriyor veliler.

30 Eylül 2009 Çarşamba

BEO : "Hava Durumu"

Hava durumu konusu geceli cok oldu ama guzel bir worksheet bulunca paylasmadan edemedim:


Hangi havada ne yapariz calismasi...

Ayrica, hergun pencereden bakip gunun hava durumunu isaretleyebileceginiz bir tablo. Cikti alip lamine ettikten sonra hava durumlarini ayri ayri kesin ve gunun hava durumuna gore tabloya yerlestirin:

Bunlar da basilabilir hava durumu resimleri:
http://kizclub.com/Clipart/weather(C).pdf

Hava durumu kartilari:
http://www.makinglearningfun.com/themepages/WeatherCards.htm

Iyi eglenceler...

27 Eylül 2009 Pazar

Maria Montessori'nin Hayati

* Bu yazi, Hindistan'da Montessori egitimi almakta olan Melek Cilingir tarafindan duzenlenmistir.
-----------------------------------------------------------------------------
Yasadigi donemde degeri bilinen sansli dahilerden biri olan Maria Montessori'nin hayati inanilmaz zorluklarla dolu. Bu dunyadaki misyonunu bilir gibi hepsini asiyor bir bir.


Maria Montessori, kucuk bir İtalyan kasabasinda dunyaya geliyor. sartlar cok cetin. Ogrencilik yillari cok basarili geciyor Maria Montessori'nin. Cok zeki, cok basarili, hemen sinifta siviriliyor. Liseyi bitirdikten sonra, bilim akademisinde okumak istiyor. Ancak o zamana kadar Italya'da bu akademiye giden bir kiz ogrenci yok. Okula kabul edilmiyor. Maria Montessori vazgecmiyor ve soylenti odur ki okula kabul edilmesine neden olan kisi o donemin Papa'si.

Bu okulda tip egitimine basliyor. Ama bu hic de kolay olmuyor, cunku sirf bu yuzden babasi onu evlatliktan reddediyor ve onunla hic konusmuyor. Okuldaki gunleri cok zor geciyor Maria Montessori'nin. Sadece okulun agir programi yuzunden degil, okuldaki sartlarin ona hic kolaylik saglamamasindan da. Ornegin kadavra derslerine sirf kiz oldugu icin kabul edilmediginden pratik yapma sansi bulamiyor ve ancak geceleri gizli gizli elinde bir mumla kadavra odasina gidip orada ne gosterilmis olabilecegi uzerinde ders notlarina bakarak calisiyor.

Bu okullarin ne kadar zor ve disiplinli oldugunu dusunurseniz, Maria Montessori'nin ekstra zorluklarina ragmen mucadelesinden vazgecmemesinin ne kadar olaganustu oldugunu gorebilirsiniz. O zamanlar gunlugune nasil da defalarca okulu birakmayi dusundugunu, bunlarin altindan kalkamayacagini yazar. Ama vazgecmez ve her seye ragmen okuldan basariyla mezun olur.

Bu, Italya'da olay yaratan bir gelismedir. Bir kiz sadece okula kabul edilmeyi basarmaz, mezun da olur. Onun nasilsa okuldaki sartlara dayanamayacagi (bu sartlari bilerek onun icin daha da dayanilmaz yaptiklarini da hesaba katarsaniz) dusunulurken, bir ilki basarir ve Italya'nin ilk kadin doktor uolur.

Bir gun carsida Maria Montessori'nn babasina rastlayan biri ona kizinin bu basarisindan bahseder. Baba hala kizgin ve ofkelidir. Ama her seye ragmen kizinin mezuniyet torenine gelir. Maria Montessori torende babasini gorunce cok duygulanir ve kursude cok duygusal bir konusma yapar. Bu konusmadan sonra babasiyla barisirlar.

Bu arada okuldaki yillarinda onun icin iyi gitmeyen bir iliskisi olmustur ve bu iliskiden hamile kalir. Okul sartlari cok zordur ve ailesiyle de iliskileri tamamen koptugu icin oglunu dogurduktan sonra okulun yakinindaki bir koyde yasayan Arnavut bir cifte verir onu. Bu cift onun arkadaslaridir ve Maria Montessori surekli olarak buraya ziyarete gider. Ancak bu ziyaretlerde Mario onu annesi olarak degil, annesinin arkadasi olan bir teyze olarak tanir. Bir gun mario 12 yasindayken (bir rivayete gore 15 yasindayken) Maria Montessori'ye doner ve "Ben senin kim oldugunu biliyorum. Sen benim annemsin." der. O andan itibaren hic ayrilmazlar.

Maria Montessori'yi asil unlu yapan, basinda bulundugu psikiyatri departmaninda zihinsel engelli cocuklara uyguladigi bir egitim sonucu onlarin normal cocuklarin girdigi sinavlarda normal cocuklardan daha yuksek puan almalari olmustur. Bu butun italya'da olay yaratir. Nasil oluyor da zihinsel engelli cocuklar normal cocuklari bu sinavlarda gecebiliyor?

Bunun uzerine Maria Montessori doktor olmasinin getirdigi bilimsel disiplinle bu egitim sistemini tanitmaya ve gelistirmeye baslar. Surekli cocuklari gozlemler, bir biliminsaninin laboratuardaki titizligiyle cocuklari sessizce ve sistematik olarak gozlemler ve notlar alir.

O donem dunyanin en cok aci cektigi donemlerdir. Dunya kisa surelerde 2 buyuk savas yasayacaktir, İtalya'da fasizm vardir ve yasam kosullari cok zorludur. bu sartlar altinda en cok zorlananlarsa tabi ki cocuklardir. Onlara "dunyanin unutulan vatandaslari" der. Her yerde en gormezden gelinen, ama en buyuk travmayi yasayanlar cocuklar...

İlk Montessori sinifi cok tuhaf bir sekilde kendiliginden olusuverir. Yeni dunya duzeniyle koyde yasam sartlari degismis, sanayi devrimiyle birlikte evde ya da yakin cevrede calisan anne baba figuru, fabrikalarda, uzaklarda calisan anne-babaya donusmustur. Pek tabi bundan en cok etkilenenler cocuklardir. Ebeveynleri calismak zorundadirlar ve simdiki gibi bir okul, kres kavrami yoktur kucuk cocuklar icin.

Bunun uzerine koyde yasayanlar, koydeki tek oda bir yeri "Casa dei Bambini" (cocuk evi) adi altinda bir cesit krese donustururler. Amaclari butun cocuklarin birarada basibos olmalaridir aslinda. Tek tek oraya buraya gideceklerine, birarada olsunlar, belki birbirlerine goz kulak olurlar zihniyetidir. Ama inanilmaz bir sey olur. Burada cocuklar kendi baslarina bir okul yaratirlar adeta. Buyuk cocuklar kucuklere bildiklerini ogretir ve bir nevi ilk Montessori egitimi baslamis olur. Bugun degisik ulkelerde 3-6 yas grubu siniflarina bu adin verilmesi o ilk okula ithafendir.

Bu sinifta Maria Montessori bircok gozlem yapma sansi bulur ve bircok kurali degistirir. Ornegin onceleri materyalleri aksam yuksek bir dolaba kaldirp kilitli tutarlarken, bir gun yardimci kadin gelip cocuklardan sikayette bulunur. Cocuklar tirmanip materyalleri o dolaplardan indirmeye calisiyorlarmis. Maria Montessori bunu uzerine anlar ki materyallerin her zaman onlarin erisiminde olmasi gerekiyor, o gunden sonra hicbir materyali kilitleyip kaldirmalarina izin vermez.

Maria Montessori'nin sistemini aslinda cocuklarin ona ogrettikleriyle gelistirdigine iliskin bir baska ornek de kucuk bir kiz cocugunun silindir bloklarla calismasidir. Maria Montessori, gurultulu ve hareketli bir sinifta bir kiz cocugunun konsantre olmus bir sekilde silindir bloklarla oynadigini gorur. Dikkatle gozemler. Sayar, tam 42 kere silindir bloklari cikarip icine sokmustur kucuk kiz cocugu (Maria Montessori'nin bir biliminsani oldugunu unutmayin, sayiyor!). Sonra siniftaki cocuklara ve asistanina, kizin etrafinda donup sarki soylemelerini soyler. Yaparlar, ama kiz cocugu silindir bloklarla calismaya devam eder. En sonunda cocugu kucagina alir, pozisyonunu degistirmeden ve masanin ustune koyar. kiz hala bloklarla calisiyordur.

Neden sonra bir anda kiz calismayi birakir ve digerlerinin yanina gider. Maria Montessori bu icsel guce hayran kalir ve adeta kendi ritmi olan bu konsantrasyonun egitimin en temel gucu oldugunu anlar. Bu yuzden Montessori siniflarinda konsantrasyon "kutsal" sayilir. Aslinda insan dogasinin hayranlik uyandiracak bir gudusudur ve cocugun kendisini tamamlamasi, bir yetiskin olabilmesi icin kullandigi cok degerli bir aracidir.

O donemde Maria Montessori İtalyan hukumetinden buyuk destek gorur. Bu buyuk bir sanstir, materyaller ve ortam icin her turlu destek ona saglanir. Bu arada dunyada da unu yayilmistir ve her ulkeden ona davet gelir. Sistemini anlatip egitmen yetistirdigi kurslar vermeye baslar. Ancak bu guzel gunler uzun surmez. Mussolini'nin ustun İtalyan insanini yetistirmesi icin okullarda yapilmasini istedigi mufredat degisikligi Montessori okullari icin de istenir. Maria Montessori'nin bunu kabul etmesine imkan yoktur. Bu olay Mussolini ile Maria Montessori arasindaki iliskiyi bozar ve Maria Montessori ulkeyi terk eder.

İkinci dunya savasi patlak verdiginde kendisini Hindistan'a atar ve orada onun egitim felsefesine buyuk katkida bulunan ezoterik bir grupla da calisma firsati bulur. Maria Montessori'nin Hindistan'daki yillari ona cok sey katar. Zengin Hint kulturu ona inanilmaz bir malzeme verir. Bircok materyali Hindistan'dayken tasarladigi, Hint kulturunden esinlenerek programina aldigi soylenir.

Oglu Mario onun cevirmeni olarak hep yanindadir. Maria Montessori ozel hayatindan konusmayi sevmedigi icin Mario'yu da oglu olarak degil, yegeni olarak tanitir herkese. Vasiyeti uzerine olumunden sonra Mario'nun onun yegeni degil, oglu oldugu aciklanir.

Mario, annesine Hindistan'da ve diger ulkelerde verilen kurslarda hep eslik eder, ona hep destek olur. Annesinin olumunden sonra da Montessori egitiminin aktif lideri olarak annesinin misyonunu devam ettirir. O da annesi gibi bir dahidir ve annesi gibi kurslar vermeye devam eder.

Maria Montessori insan gelisiminin cocukluk evresini 24 yil olarak belirlemistir. Bunu 4 bolume ayirir. İlki 0 - 6 yas, sonra 6 - 12 yas, sonra 12 - 18 yas ve en son 18 - 24 yas. Bu evrelerden ilk ikisiyle ilgili bize inanilmaz derecede bilgi ve deneyim birakir. Ancak henuz 3. evreyle ilgili calismalarini tamamlayamadan hayata gozlerini yumar. Yine de yazdiklari bize bu konuda fikir verir. Hatta Amerika'da 12 - 18 yas Montessori ortami su anda hayata gecirilmistir bile. Erdkinder adi verilen bu okul Maria Montessori'nin ongurdugu ortami saglasa da, yeterince yasasaydi nasil bir materyal hazirlardi bu yas grubu icin diye dusunmeden edemiyor insan.

Bugun dunyanin her kitasinda hemen her ulkesinde neredeyse 100 yasini bulacak olan bu egitim sistemi cocuklara hizmet vermeye, cocuklara kendilerini var etmeleri icin yardimci olarak insanliga hizmet etmeye devam ediyor...
.............................................................................................
Daha onceden blogumuzda yayinlanmis olan M.Montessori'nin Hayati Yazisi icin: buyrun

24 Eylül 2009 Perşembe

B.E.Ö. Kağıt

Konu değişti ama ben de en son yaptığım iki materyali eklemek istedim.
Bu konuya çok uygun düştüler çünkü. Defne henüz küçük olduğundan biz de kesip yapıştırma yapamıyoruz ama benim yaptığım oyuncaklarla oynamayı, ben yaparken izlemeyi seviyor.

Evdeki büyüklü küçüklü iki kutudan imal ettiğimiz süreklilik kutusu. Kocaya teşekkürler, o da bayağı uğraştı bununla. Çekmeceye düşen topun ön tarafa gelmesi için içeriye hafif bir eğim vermek gerekiyor. Defne topu delikten atıyor, çekmeceyi açıp topu alıyor, tekrar atmadan çekmeceyi kapatıyor.
Bu basit puzzzle ı da blogların birinde gördüm ama hangisiydi hatırlayamıyorum yine. Evdeki kalınca bir kartonu elma şeklinde kesip üzerine kırmızı kağıt yapıştırdım ve yapışkanlı asetatla kaplayıp üç parçaya ayırdım. Karmaşık puzzlelardan önce bunula alıştırma yapsın Defnoş.
füsun ve defne

22 Eylül 2009 Salı

BEÖ-KAGIT

Güneş-Begüm 15 Aylık



Begümle bu sabah, eski bir dergiyi degerlendirdik, ikili puzzle yaptık. Önce laminasyon makinasından geçtim, sonra iki ve üç parça şeklinde kestim. Begüm halen (5.dişimiz yolda) herşeyin tadına bakıyor önce tadına baktı, sonra birleştirmeye çalıştı. Hazırlama aşamasıda bizim için bir aktivite oldu. Begüm kestigim dergiden kalan kagıtları topladı.
Dip Not : Ayçanın önceden fotograflar için yaptıgı bir aktiviteden yola çıktık.

18 Eylül 2009 Cuma

BEÖ 2 KAĞIT




Montessori blogunda büyüyorum eğleniyorum, öğreniyorum haftanın aktivitesi kağıttı, uzun süre ne yapabiliriz diye düşündüm. Aslında kağıt, kalem, boyalarla hergün birşeyler yapıyoruz ama farklı olsun istedim, önceki gün kahvaltı yaparken aklıma eski bayram kartları geldi. Tebrik kartı derdik. Hertarafı simli olurdu, Kadıköyde her taraf kartpostal satıcılarıyla dolardı ve uzun uzun bakıp seçerdik.



Kahvaltı masasını yalandan topladık, kendimizi dışarıya attık. Fotoğrafçıya uğrayıp 5 tane resim çıkarttırdık, kırtasiteden de ne bulursak aldık, babamızın yanına vardık, bahçe müşteri doluydu ama üst kat boştu, yayıldık, kestik, biçtik, yapıştırdık, durucum döktü, ben topladım, durucum çizdi, ben sildim, 3'e kadar bitirdik, postaneye gidip gönderdik tebrik kartlarımızı, umarım bayramdan önce ulaşır adreslere, henüz kimseden geri dönüş alamadım.



15 Eylül 2009 Salı

BEÖ - Kağıt

Ece uzun zamandır kitaplarla haşır neşir.
Siyah beyaz, bez kitabını daha tutamazken, ben ona kitabın sayfalarını gösterip, resimleri anlatıyordum.
Sonrasında o da kendi kitabı tutmaya başladı, sayfa çevirmeyi öğrendi, gördüğü resimleri parmakla gösterdi.
Daha sonra başka bez kitaplar, banyo kitabı eklendi. Ece'nin asıl sevdiği ise kütüphaneden alınan çeşitli kitaplardı.
Bu kitapları da, Ece sayfaları kolayca çevirebilsin ve kitaba zarar vermesin diye kalın sayfalı seçiyordum, hala öyle seçiyorum.
Bu hafta ise bir değişiklik yaptık.
Artık Ece için Ikea kataloğu ve benzer başka bol resimli, reklamlı dergileri toplamaya başladım ve beraber onlara bakıyoruz. Tanıdığımız veya öğrenebileceğimiz o kadar çok nesne çıkıyor ki karşımıza. Ece çok büyük bir merakla ve sevinçle bakıyor "okuyor". :))
Ece artık ustaca "kağıt"tan sayfaları çeviriyor o minik parmaklarıyla.
Bazen sayfaları yırttığı da oluyor, işte o zaman ona bunun bir kitap veya dergi olduğunu, ne güzel resimlere baktığını, yırtmaması gerektiğini anlatıyorum.
Ece henüz kağıda , yazı yazıldığını,resim yapıldığını, ileride belki origami yapabileceğini bilmiyor ama kağıtlara basılmış olan "gerçek dünya"dan resimlere bayılıyor.

DiLeK & Ece (13 aylık)
http://dilekingunlugu.blogspot.com/2009/09/ilk-beomuz-kagt.html

14 Eylül 2009 Pazartesi

B.E.O. *kağıt* bölüm iki


 
kağıt çocukluğumdan beri hep çok zevk aldığım bir materyaldi.televizyonun tek kanallı olduğu dönemlerde cumartesileri yayınlanan origami proğramını kaçırmaz hepsini yapardım.elişi kağıdı olmadığı zamanlarda bir tarafını boyadığım kağıtları kullanırdım.şimdilerde okadar öğretici proğramlar kalmadı sanırım.(bu yüzden bizim evde çoooook az tv izleniyor)
çalıştığım okullarda da elişi kağıdına geçmeden önce yine kağıdın bir yüzünü boyayarak etkinliklerimi yaptırıyordum.bu sayede

  • psikomotor gelişimine yardımcı oluyor,
  • çocuğa tamamen kendi ürünü olan bir materyalle çalışma zevki veriyor,
  • boyarken boşalttıkları enerjiyle hareketli etkinlikten sakin etkinliğe geçişi kolaylaştırıyor
  • ekonomik öğretmen oluyor
  • çok kısa süren faaliyetlerin süresini uzatıyor ve kontrolü daha rahat sağlıyordum.

 
yaşları itibariyle dikkat süreleri kısıtlı olan kızlarım bile bu işten çok zevk aldılar.
öncelikle yapacağımız şablonu birlikte seçtik.ona uygun yuvarlaklarımızı çizdik ve boyadık


ablamız kesme işlemini kendi yapmak istedi yuvarlak kesmek zordur bizde ufak çentikler atarak yardımcı olduk ve başardı.
daha sonra şablonumuzun bir kısmını boyadık bir yaprağınıda yırtma yapıştırma yaptık.yuvarlakları katlayıp saklanan uğur böceğini de bulduk ama bir eksik var....? --tabii benekleri onlarıda elişi kağıdı ile yırtıp yapıştırdık.paket açma uzmanımız boncuk; elişi kağıdını yırtarken biraz zorlandı ama yapıştırma işinde tam not aldı.

(aslında boncuk plana dahil değildi ama dururmu mecbur onada hazırladım ve gördümki yapamaz kalıplarımı bir güzel yıkıp ablasından daha da heves ve sabırla yaptı.)
vee duvara astık.

kağıtlarla yapılabilecek başka örnekler


*artık kağıt parçalarını yere döktük ve topladık .küçücük parmaklarımız ne çok uğraştı bunun için anlatamam.sonrada ablamızla bu parçalarla ne yapabileceğimizi konuştuk.yol ,ev, park,merdiven,araba........hepsini denedik.

**nette bi anasınıfı sergisinde gördüğümüz faaliyeti de denedik.renkler güzel ayarlanırsa çok güzel oluyor.büyükten küçüğe doğru sıralama çalışmasınıda kapsıyor.büyük yaşlar için
(5-6yaş)ideal.aralarına kutu kapağından küçük parçalar kesip yapıştırarak bombe veriyor dolabınıza nazar boncuğu yapıyorsunuz.yuvarlak , oval olarakta yapılabilir.

***bu hafta hızımızı alamadık yumurta kolisi,dergi,parşömen,mukavva......gibi ortada bulduğumuz kağıt çeşitlerini topladık.kardeşimize ve komşunun 14 aylık ikiz torunlarına dokunma kartları yaptık çok hoşlarına gitti hatta tadlarına bile baktılar :))))halleri çok komikti ama gelin ne der korkusundan resimlerini yayınlayamıyoruz.

 
*****birde oyun icat ettik gözlerimizi kapatıp elimizdeki kağıtla hışır hışır ses yapıp geldiği yöne koştuk.en çokda bundan zevk alıp çığlıklar atarak dolaştık.

 
filiz (32) sueda (42 ay) inci (20ay)

 
http://suinci.blogspot.com/

10 Eylül 2009 Perşembe

BEÖ: Kağıt

Konu kağıt olunca, benim aklıma kağıttan kesip-yapıştırarak birşeyler yapmak geliyor.. Ama ne yazık ki yaratıcı biri olmadığımı her zaman söylerim..
Bunun yanında, kızımla masa başında oturmak, kesip yapıştırmak, oynayıp bozmak, yeniden yapıştırmak, hem onun sevdiği, kesme ve düzgün yapıştırma - ince motor beceri- gelişimini artıran hem de beraber kaliteli vakit geçirebildiğimiz bir etkinlik çeşidi..
Bu nedenle, Timaş yayınlarından yakın zamanda çıkan "Bugün ne yapayım" ve "Kırt kırt kağıt" adlı kitapları satın aldım ben de.. (Bir de 365 cıvıl cıvıl etkinlik var aynı yayınevinin)..
Bir kısmı Damla için ileri düzeyde olsa da, genelde çok iyi vakit geçiriyoruz..
BEÖ'nün kağıt etkinliği için de, şıpıdık terlikleri yapalım dedik kızımla..
Tabii Damla henüz 2,5 yaşında olduğundan belli bir şey keserken daha çok ben kesiyorum, kalıp falan kullanmadım ama bu işte, elimle kabataslak çizdim, düz kenarlarını o ince ayrıntıları ben kestim... Tabanların üzerindeki süslemeleri kızım yaptı, mavi terliğe çıkartma yapıştırdı, turuncuyu ise keçeli kalemiyle süsledi.. Sonra ipleri kendisi geçirdi ben bağladım..

Kızım şıpıdık terliklerini çok sevdi, hemen ayağına giydi :)


05 Eylül 2009 Cumartesi

B.E.O. *kağıt* bölüm bir

konumuz çok geniş kapsamlı oyüzden en güzel iki faaliyetimizi sunduk.

ilk çalışmamız yaşımıza uygun makasla önce gelişigüzel daha sonra düz çizginin üzerinden kesme alıştırması yapmak oldu.bunu her faaliyet öncesi deniyoruz hem hevesimizi alıyor hemde makas kullanma becerimizi geliştiriyoruz.



aslında şekilli eşleştirme kartları olarak başladığımız faaliyet sonradan tangram resme dönüştü.

önce şekillerimizi çizdik içlerini yırtma yapıştırma ve serbest boyama stilleri ile boyadık.daha sonra çizgilerin üstünden dikkatlice kesip şekillerimizi çıkardık.fon kartonumuzun üstünde denemeler yaptıktan sonra kompozisyonumuza karar verip yerlerine yapıştırdık.



ardından boya kalemlerimizi alıp bahçemize ateş böceğimizide çizdik.



kardeşimiz de bu sırada boyamasını bitirdi.ertesi gün arkadaşlarımıza göstermek ve yaptıklarımızla gurur duymak için güzelce odamızın kapısına asıp, eleştirilerimizi de yaptık. annemde yaptığımız ilginç yorumları resmimizin üstüne yazmayı ihmal etmedi.

-inci bunlar ne?
-at...
-peki kim yaptı bunları?
-men......



filiz,sueda (42 ay ) inci ( 20 ay)

http://suinci.blogspot.com/

B.E.O *heykel*



geçen haftaki B.E.O. etkinliğiydi ama biz bir türlü fotoğraf çekemedik bu eski resmi buldum bari yazılmamış olmasın.mersin sahil şeridindindeki park tam bir heykel cenneti olduğundan bu konudan daha önce kızıma bahsetmiştim.


-kızım heykel ne demek ?
-hani parkta vardıya atlar işte onlar.

ilk sorumun cevabı buydu sonra biraz konu hakkında sohbet ettik.konumuz genelde heykellerin hareketli olup olmadıkları ile ilgiliydi çünkü oyunumuz bunun üstüne kurulu.
HEYKEL OL OYUNU
oyunculara öncelikle heykellerin hareketsizliği çocukların hareketliliği konusunda kısa açıklama yapılır.daha sonra uygulamalı gösterilir.oyunun amacı verilen komutlardan
*heykel ol dendiğinde sabit durmak
*çocuk ol dendiğinde hareketlenmektir.
komutlara uymayan yada geç kalan oyundan çıkar.
aslında bu bir grup oyunu.biz tek başlamıştık 20 aylık kardeşimizde kısa bir süre izleyip bize eşlik etti .kuralları kavramış olmasına şaşırdım .birazda taklit döneminde olduğu için sanırım daha çokda taklit yapıyor, ama sonuçta çok güzel oynadık.
dün akşam yine aynı parktaydık en sevdiğimiz (resimdeki) aslannın yanına giderken:
-kızım sence o aslan canlımıdır?
-hayır anne. o, heykel .heykeller canlı olmaz .korkma...!
-haklısın kızım :0
filiz*sueda(42 ay) inci(20)

01 Eylül 2009 Salı

Kulplu Silindir Bloklar / Montessori Materyalleri (Knobbed Cylinders)

Benim en hayran oldugum ve en cok sevdigim Montessori Materyali "Kulplu Silindirler Bloklar". Boyu, agirligi, capi, hacmi farkli 40 silindir... Bir cocuga o kadar cok sey ogretiyor ki... Saymakla bitmez...

Daha fazla bilgi icin:
The Joy of Learning
Montessori Mom
Montessori World (Video)
Montessori World (anlatim)




Archi*Sugar
....................................
Diger Montessori yazilarim icin link: Archi*Sugar / Montessori
Montessori Blogumuz: Montessori Egitimi

13 Ağustos 2009 Perşembe

HAVA DURUMU (gülay&talya31 aylık)

Uzunca bir aradan sonra herkese yeniden merhaba.Geçen haftanın B.E.Ö konusu hava durumu idi. Taliş bastıran sıcaklar sebebiyle bu konuya çok da yabancı sayılmazdı. Her gün kahvaltı sonrası ilk istediği şey parka inmekti. Havaların bunaltıcı sıcağından talişkoyu korumak için dışarının çok sıcak olduğunu, akşam üzeri güneş batınca havanın serinlediğini ve parka ancak o zaman gidebileceğimizi söylüyordum. Her ne kadar parka çıkabilmek ümidiyle çok üşüdüğünü havanın soğuk olduğunu iddia etsede bu hınzır planı çokda işe yaramıyordu:)

Bu konu ile ilgili ilk yaptığımız çalışma bir hava durumu kartonu hazırlamak oldu


Bu hazırladığım kartonu odamızın kapısına astık, her sabah ilk iş balkona koşup havanın nasıl olduğuna bakıp hazırladığımız kartondan uygun olan hava durumunu gösterdik.Hazırladığım bu hava durumu kartonunun taliş için en eğlenceli kısmı ise mevsimlere uygun kıyafet objelerini bulmak oldu. Resimde de görüleceği gibi güneşli havaya bikini,yağmurlu havaya şemsiye gibi ..bu da talişe tütü ile parka çıkılmayacağını veya dışarısı 40 derece iken pembe montunu giymek için anlamsız bir çabaya düşülmeyeceğini öğrettiği kanaatindeyim:)

http://uzaylianne.blogspot.com/

06 Ağustos 2009 Perşembe

B.E.Ö - Hava Durumu (Gökkuşağı)

Bilge 16 Nisan 2009 doğumlu

http://bilgedemir.blogspot.com/






2 gün önce oturmuş yeni aldığımız mevsimler adında olan ama içinde hava durumlarını da barındıran kitabı karıştırıyorduk,birden gök gürlemeye başladı.Her zamanki gibi ürktü Bilge,ben de yağmurdan önce bunun normal olduğunu anlatmaya başladım gene.Biz yağmur yağıyor mu diye bakacakken bir de ne görelim, gökkuşağı .Balkonda epey seyrettik.Sonra içeri geçtik.

"Bilge kitabından gökkuşağını bulup gösterir misin?" dedim, gösterdi.

Daha sonra resim defterimizi aldık,pastel boyayla ben renkli şeritler yaptım,içini boyamasını istedim,bir iki çizik attı.Parmak boyasını getirdim,çok titiz olduğu için hevesli olmasa da.elini sile sile bir şeridi ona yaptırdım.Gökkuşağı resimlerimiz de tamamlanmış oldu.

Bugün aynı kitabı eline almış,baktım gökkuşağını gösteriyor."Nerde görmüştük Bilge ?" diye sordum.Gökyüzünü gösterdi :D

BEÖ - Ağaçlar ve Çiçekler

Nuran & Emincan (21 aylık)
Uzun zamandır aklımda olan ama iş yoğunluğundan fırsat bulamadığım bir aktivite için bu haftaki ağaçlar-çiçekler konusu beni hızlandırdı. İşten eve dönerken sokağımızda ağaçların budandığını görünce tamam gün bugündür dedim, hemen Emincan'ı aldım ve sokağa çıktık. Budanan ağaçların yapraklarını ve dallarını topladık. Emincan'a çiçeklerin, ağaçların yapraklarının koparılmaması gerektiğini, bak bu ağaçlar budanmış, bunlardan yaprak kopartabiliriz diye anlattım. Şimdilik minyatür birşey hazırladık, ama en yakın zamanda asıl projemiz olan 1mx1m ölçülerinde Emincan'ın odasındaki duvara ağaç hazırlayıp, mevsimine göre meyve resimlerini ağaca yapıştırmak.


05 Ağustos 2009 Çarşamba

BEÖ - Ağaç ve Çiçek

Özgür(keo) & Ceren(21 aylık)

Bu haftaki konuyu öğrenmeden önce yaptığım bir çalışmayı bloğumda paylaşmıştım.
Tam da denk geldi ağaç ve çiçek konusu.
Detaylar burada.

30 Haziran 2009 Salı

B.E.Ö. Etkinlikleri "Yeryüzü Şekilleri"


Fusun (30) ve Defne (14 ay)
http://fusundefne.blogspot.com/
İnebolu’dan yola çıkıp İzmit’e gelirken yolda durup dağları ve vadileri gösterdim Defne’ye.
Anlattım biraz, anlamadı tabi ama ileride bu resimleri kullanabiliriz diye düşündüm.

28 Haziran 2009 Pazar

Montessori Egitimi: yeryüzü şekilleri

Montessori Egitimi: yeryüzü şekilleri
durugunlerimiz@blogspot.com

BEO: yeryüzü şekilleri

İLK AKTİVİTEMİZ
Yeryüzü şekilleri aktivitesi için ne yapabiliriz diye düşünürken en iyisi uygulamalı hali diye düşünüp , attık kendimizi dışarı, boşalan jöle kutusunu aldık elimize, çıktık kırlara. bulunduğumuz yer altından yol geçen bir tepe ancak bunu inceleyebildik. karınca yuvalarıyla biraz oyalandık, kurumuş bitkileri , kozalakları bulduk, kuru yaprakları topladık, kış için malzeme hazırlığı yaptık. Durunun da yeni bir kelimesi oldu : kozanak!



Bizi ilk aktivitemiz sırasında yanlız bırakmayan komşunun kedisi

Zarifeyede teşekkür ederiz burdan, oda bize moral desteği verdi, durunun mıncırmalarına ses çıkarmadan hiç yanımızdan ayrılmadı .






Gezintimiz sırasında birde bulut (dut) ağacı bulduk üstelik ilk defa boyu boyuma uygun bi ağaç bulduğum için de ayrıca sevinmiştim ama duru bi tane bile yemedi, -yine bir diş dönemi, yine iştehımızı kaybettik- ama güzel vakit geçirdik. Birlikte olmak güzel , birlikte birşeyler yapmak daha da güzel...

Eylemleimiz devam edecek...

BEÖ-Geri Dönüşüm / idilvenar (19 ay)

NAR'IN ORMANINA YENİ BİR AĞAÇ
Tam hatırlamıyorum nerede görmüştüm, enchantedlearning.com olabilir emin değilim, bu ağacı çok sevmiştim. Hazır elişi kağıtlarını da kullandığımız için tam anlamıyla bir geri dönüşüm projesi sayılmayabilir ama biz yine de ağacın gövdesini mukavvadan yaptık.
önce elimi dirsekten itibaren çizdik mukavvanın üzerine, kestik ve bunu ağacın gövdesi yaptık. daha küçük ağaçlar için Nar'ın elinden kalıp çıkarıcaz bir dahaki sefere. yuvarlak kesilmiş bir mukavayı da ağacın üst kısmı için yapıştırdık gövdeye.
yapraklar için yeşil, çiçekler için kırmızı elişi kağıtlarını 3 parmak kalınlığında kesip ardından yaklaşık onar santimlik şeritler halinde parçaladık. bunları büzüp büzüp ağacın gövdesinde tutkal sürdüğümüz yerlere mümkün olduğunca sık bir doku oluşturacak şekilde yapıştırdık. Nar'ın ormanına renkli bir ağaç katıldı..

20 Haziran 2009 Cumartesi

BEÖ-Geri Dönüşüm / idilvenar (19 ay)



NAR'IN ORMANI
Nar'ın fil, timsah, gergedan, kaplan, maymun gibi orman hayvanları için atık malzemelerden orman yaptık.
Hangi malzemeleri ne için kullandık? Beyazeşya kutusundan genişçe bir parçayı zemin olarak hazırladık.
Kağıt alışveriş torbalarından doğal renkli ve yeşil olanları tercih ettik.




Yeşil torbaları çam ağacı yapmak için, doğal renklileri ise zemin ve tepeler için kullandık. Tepelerin yükseltisi için artık kullanmadığımız bir yastığın içinden çıkan sünger parçaları çok iyi uydu, süngerlere dilediğimiz şekli verip üzerini kağıtlarla kapladık. Pütürlü yüzeyler oluşturmak için mercimek ve buğdayı zamklı kağıtların üzerine serpiştirdik.



En eğlencelisi ağaçları yapmaktı, gövdesini tuvalet kağıdı ve kağıt havlu rulolarından yaptığımız ağaçların yeşil kısımları için Nar'ın şimdiye kadar yapmış olduğu parmak boyası resimlerinin arasından yeşil renk ağırlıklı olanları seçtim, Nar bir güzel avuçlayıp buruşturdu ve bunları ruloların tepesine yapıştırınca çok güzel ağaç oluverdi.
Doğa gezintilerimizden toplayabildiğimiz kozalakları da ağazların arasına maki gibi serpiştirdik.
Tavuk tabağını da küçük bir göl olarak yerleştirdik, içine su koyup timsahı ve su aygırını suyun içine koyduk.





Yeni atık malzemelerle ve Nar'la birlikte yaptığımız değişik ağaçlarla bu orman her gün biraz daha büyür umarım.

idilvenar

11 Haziran 2009 Perşembe

BEÖ Geri Dönüşüm


Aslında geri dönüşüm haftası bitti ancak esra hanım ekleyebileceğimi söylediği için paylaşmak istedim.
füsun tufan ve defne' nin geri dönüşüm çalışmaları
http://fusundefne.blogspot.com/
Eski eşya ve ambalajları atmakta hep zorlanmışımdır, o yüzden bu konuyu çok sevdim gerçekten.
Bu şifonyer ortaokul yıllarımdan kalma, iki kapılı bir dolabı da var, ikisini de yapışkanlı kağıtla kaplayıp kulplarını değiştirdik. Defne hanıma da bir oda kazandırmış olduk böylece.
Marketlerde satılan hazır kurabiyelerin kutusu da geometrik kartlarımıza koruyucu oldu

Evdeki bebek dergilerinden keserek yaptığım ifade kartları ve onlara koruyuculuk eden bez kitabımızın ambalajı


Keo's Zone da gördüğüm ip çekme oyunu, ben evdeki boş dondurma kutusunu kullandım
Oyuncakları sonradan değiştirdim, delikten geçmediler çünkü.



19 Mayıs 2009 Salı

BEO - Geri Dönüşüm

Evdeki artık ve eskileri kullanarak oyuncak ve eşya yapmak.

http://www.pratikanne.com/2009/05/beo-geri-donusum.html

13 Mayıs 2009 Çarşamba

Annelik Sanatı - RİTM

Çocuğun ellerini kullanma ihtiyacında olduğunu anlamayan ve bunu çalışma güdüsünün ilk belirtisi olarak karşılamaya yanaşmayan bir yetişkin, onun gelişmesini engelleyebilir.Bu her zaman yetişkinin savunucu bir davranış takınmasından ileri gelmez.Daha başka nedenler de olabilir. Söz gelimi , yetişkin eylemlerinin sonucuna gözünü dikmiştir, kullandığı araçları da kendi zihinsel tutumuna göre seçer.Asgari çaba diye bir çeşit doğa yasası vardır onun gözünde, en kısa zamanda amacına ulaşmasına yarıyacak en kestirme araçları seçmeye bakar. Çocuğun görünüşte boş yere bir takım eylemlere giriştiklerini görünce, büyükler hemen üzülür ve ona yardıma koşar.

Çocuğun en olmadık, en hurda şeylere karşı gösterdiği çoşkunluk yetişkini yadırgatır. Çocuk, diyelim masa örtüsünün çarpık olduğunu görünce , nasıl örtülmüş olması gerektiğini hatırlayarak , olanca coşkunluğuyla onu beceriksiz hareketlerle ama ısrarla düzeltmeye kalkar. Gelişiminin işte bu dönemini geçiştirmekte olan bir çocuk için bu anlı şanlı bir eylemdir ve bunu ancak yetişkinler karışmaz, engel olmaya kalkışmazsa başarabilir.

Çocuk saçını taramak mı istiyor, yetişkin bu soylu isteğin karşısında sevinecek yerde sinirleri bozulur.Çocuğun saçını gereğince ve tez elden tarayamayacağını, bu işin üstesinden gelemeyeceğini, oysa bu işi kendinin hemencecik ve gerektiği gibi bitirebileceğini bilir ya! İşte o zaman bu yapıcı ve zevkli işle uğraşan yavru, bir de bakar ki, o ne yaparsa , başa çıkamaycağı kocaman varlık başında bitmiş, saçını ben tarayayım deyip kapıveriyor.Yetişkini sinirlendiren şey , çocuğun sade yapamayacağı bir işle yok yere uğraşması değildir, asıl kendisinden farklı bir çalışma ritmini, eylem tarzını da kabul edememektedir.

Ritm, dilediğiniz anda değiştirebileceğiniz rastgele bir kavram değil. Ritm, kişinin vücut biçimi gibi temel bir özelliktir. Bizler, hareket ritmi kendimizinkine uygun kimselerle düşüp kalkmaktan hoşlanırız; meşrebimize , ritmimize uymayan işlere koşulmaktan da hiç hoşlanmayız.

Söz gelimi, yarı felçli biriyle birlikte dolaşmak bizi bunaltır; o titreyen elleriyle kahve fincanını ağzına götürürken , içimiz daralır.Kendi hareket özgürlüğümüzle bu tutukluk arasındaki çelişki gözümüze batar. Ne yaparız o zaman? O na yardım bahanesiyle, fincanı elinden alıp, ben içireyim sana! diye abanırız üstüne. Aslında dileğimiz yardım değil, bu kendimizinkine uymayan yabancı hareket ritmine son vermektir.

Yetişkin de çocuğa aşağı yukarı böyle davranır. Bilinçsizce kalkar, çocuğun o doğal , ama ağır ve hesaplı hareketlerini engeller, böylece sinek kovarmış gibi o tedirginlik konusunu ortadan kaldırıverir.Buna karşılık çabuk ve hızlı bir ritmle girişmesi şartıyla çocuk, kendi kafamıza göre bir yol yordam tutturmuş olduğu için , ona karşı sabrımızı kullanırız. Ama çocuk ağır ağır, kendi ritmince harekete koyuldu mu, dayanamayız, burnumuzu sokarız hemen; çocuğun tarzı yerine kendi hareket tarzımızı dayatırız. Lakin böyle davranmakla , çocuğa yardım etmek bir yana, onun ihtiyaçlarını ayaklar altına aldığımızı aklımıza bile getirmeyiz. Çocuğun serbestçe hareketlerini önler, doğal gelişimini köstekleriz. Büyükler üzerine, seni yıkayacağız, seni giydireceğiz, diye geldikçe, sözde huysuz bebeğin feryadı basması, büyüme çabası süresince karşılaştığı bütün bu engellere isyandır aslında. Ama , hangimizin aklına gelir ki, yaptığımız o yersiz yardımlarla çocuğun yaşamını zehir etmekteyiz, bunlar ömür boyu acısını çekeceği çeşitli baskıların başlangıcıdır.

Maria Montessori

09 Mayıs 2009 Cumartesi

BEÖ / Zıt Kavramlar


Özgür & Ceren(1 hafta sonra 19 aylık)

Bu haftaki B.E.Ö. konumuzla ilgili olarak annem bana zıt kavramların kartlarını hazırladı. Önce kartlardaki kavramları öğrendim, sonra da gerçek uygulamasını yaptık:)

sıcak-soğuk
ağlayan bebek-gülen bebek
yukarda-aşağıda
kirli çocuk-temiz çocuk
açık kitap-kapalı kitap

1) Annem önce bana kartların açıklamalarını yaptı,
2)sonra bana "hangisi kirli bebek?", "hangisi kapalı kitap?" diye gösterip ona vermemi istedi.
3)Sonra da bir kartı seçip bu ne? diye sordu benim cevap vermemi istedi.

Kartlarla oyunumuz bitince hepsini canlı canlı uyguladık;
sıcak su-soğuk su kaselerine elimi soktum,
ağlayan ve gülen bebeklerin taklidini yaptım,
oyuncaklarımı yukarı ve aşağı koyduk,
yemek yerken kirli çocuk oldum, sonra temiz çocuk oldum:)
kitaplarımı açıp açıp kapattım...
Daha önceden öğrendiğim büyük-küçük kavramları da vardı.

Birkaç gün öncesine kadar iki kelimeyi yanyana söyleyemiyordum, genellikle birleştirip yuvarlayıp söylüyordum (Ayşe Teyzeme=Ayşeme gibi:) ama artık söyleyebiliyorum;

-kirli çocuk
-büyük kamyon, küçük aaba
-sucu abi
-gel gel çabuk çabuk

Annem bu konuda bu oyunun da olumlu etkisi olduğunu düşünüyor...

05 Mayıs 2009 Salı

ÇEVRE SEVGİSİ - ( ÖZDENETİM )

Çocuğun telkinlere açık oluşuna , ruhsal gelişimine yardımcı olan ve "çevre sevgisi" diye adlandırabileceğimiz iç duyarlılığın abartılmış hali olarak bakmak gerekir.çocuk hızlı bir gözlemcidir , özellikle yetişkinlerin eylemlerine ilgi duyar.onları taklit etmek ister.bu açıdan yetişkinin sorumluluğu büyüktür.çocugun ilerdeki hareketleri için bir esin kaynağı ve bir kılavuz olmanın sorumluluğunu duymalıdır.ama çocuğun önünde ve bu sorumluluk duygusu içinde hareket ederken kendisini seyreden yavrunun hareketlerini bütün ayrıntılarıyla görebilmesi için de ağır ve sakin davranmalıdır.
Yetişkin böyle yapmayıp,kendi doğal eğilimlerine uyacak olursa , çocuğu eğitecek , ona kılavuzluk edecek yerde , yavrunun ruhunu kendi hızlı hareket ritmine zorlar ,böylece telkin yoluyla kendini çocuğun yerine koymuş , onu ikame etmiş olur.
Duygu nesneleri , gereçleri bile , tabii çekici ve renkli olanları,çocuğun üzerinde etkiler yaratarak tıpkı bir mıknatıs gibi çeşitli hareketleri çocuğa telkin ederler.Prof Levine'nin filme de alınmış olan deneyi , bu bakımdan ilginçtir.Deneyin konusu , sakat ve normal çocukların aynı nesnelere karşı gösterdikleri değişik tepkilerin ayırdedilmesi.Yaşları ve kökenleri hemen hemen bir olan iki grup çocuk alınmış.geniş bir masa üzerine , içlerinde bizim çocuklar için hazırladığımız gereçlerden bazıları da dahil olmak üzere , bir sürü nesne koymuş.filmde bir grup çocugun odaya girişi gösteriliyor.hepsinin gözleri parlıyor ,önlerinde serili duran çeşitli nesnelere ilgiyle bakıyorlar.cıvıl cıvıllar;yüzlerinin güleçliğinden , bunca çekici nesneyi bir arada görmenin mutluluğu okunuyor.Her biri eline bir şey geçirip çalışmaya başlıyor.derken ,onu bırakıp başka bir şey alıyorlar ellerine,böylece o gereçten bu gerece sekip duruyorlar.filmin bu bölümü bitince ikinci grup içeri giriyor ; ağır hareket ediyorlar duraklıyorlar etrafına bakınıyorlar.gereçleri ellerine aldıkları pek yok,masanın cevresinde toplasıyorlar , hareketsiz duruyorlar.filmin ikinci bolumu de böyle sona eriyor.
bu iki gruptan hangisi normal , hangisi sakat çocuklar acaba?sakat çocuklar oradan oraya koşuşan ,gereçlerin birini alıp birini bırakan,herşeye el atan ve mutlu görünen canlı çocuklar.seyirciler bunların daha zeki oldukları düşüncesine kapılıyorlar.çünkü yetişkinler bir oyuncaktan ötekine , bir ilgi konusundan ötekine atlayan ,değişken ve bir bakıma maymun iştahlı çocukları zeki olarak kabul etmişlerdir.oysa aslında normal çocuklar gayet sakin ve telaşsız hareket ediyorlar.filmde de uzun bir süre kımıldamıyor,gözlerine kestirdikleri gereci ölçüp biçiyorlar.bundan da anlaşılıyor ki SAKİN VE ÖLÇÜLÜ HAREKET , TUTARLI , DÜŞÜNCELİ DAVRANIŞ NORMAL ÇOCUKTA GÖRÜLEN BİR ÖZELLİKTİR.
Prof Levine'nin deneyi öteden beri benimsenmiş görüşlere aykırı düşüyor.çünkü , alelade bir çevre içinde zeki çocuklarda filmde gördüğümüz sakat çocuklar gibi davranıyorlar.okullarımızdaki normal çocukların tavırları bambaşkadır.ağırdır,ölçülüdür,hareketleri benlikleri tarafından denetlenir,aklı tarafından yönetilir.böyle bir çocuk gördüğü nesnelere elbette kayıtsız kalmamıştır; ama bu izlenimlerini izginler , sonuçta da onlardan gereği gibi yararlanmasını bilir.ÖZLENEN ŞEY AMAÇSIZ KOŞUŞMA DEĞİL,ÖZDENETİMDİR.ÇOCUĞUN MOTOR YANİ DENETİM ORGANLARINA SAHİP OLUP SARSAK DAVRANMAMASI SON DERECE ÖNEMLİDİR.
(ANNELİK SANATI SYF 135-136)

02 Mayıs 2009 Cumartesi

ZEKANIN AŞKI

Aşk sebep değil sonuçtur. Işığını güneşten alan bir gezegen gibi. Yaşamın yaratıcı gücü olan içgüdüdür, yürütücü güçtür. Çocuk bilinci bu aşkla dolu olarak doğar. Bu sayede özgerçekleşimi gerçekleşir.
Duyarlılık dönemlerinde çocuğu çevresindeki nesnelere yönelten dayanılmaz dürtü, aslında çocuğun çevresine duyduğu aşktır. Bu sadece duygusal bir tepki değil, çocuğun görmesine işitmesine böylece gelişmesine elveren zihinsel bir arzu ya da aşktır. Çocukların duyduğu bu doğal arzu Dante’nin “Zekanın Aşkı” diye tanımladığı şeydir.
Çocuğun keskin bir dikkat ve coşkunlukla, yetişkinlere önemsiz gibi görünen çevre özelliklerini gözlemlemesine elveren şey işte bu aşktır. Zaten bizi başkalarının gözüne görünmeyen şeylere karşı duyarlı yapan şey aşk değil de nedir! Başkalarının değerini bilmedikleri ayrıntıları bize ifşa eden aşk değil midir? Çocuk çevresine aşık olduğu için yetişkinlerin gözüne görünmeyen şeyleri görür.
Çocuğun çevresine olan aşkını biz yetişkinler, onun gençliğine, toyluğuna, coşkunluğuna yorarız. Bunun yaratma çabasından doğan bir ruhsal enerji ve bir ahlaksal güzellik olduğunu gözden kaçırırız.
Çocuğun aşkı, doğuştan sade bir aşktır. Ona büyümesini sağlayacak izlenimleri edinme özleminden doğmaktadır bu aşk.
Çocuğun aşkının en baş hedeflerinden biri yetişkinlerdir. Muhtaç olduğu maddi yardımı onlardan görür, öz gelişimi için muhtaç olduğu şeyleri onlardan ister. Çocuk için yetişkin saygıdeğer bir varlıktır. Konuşabilmek için öğrenmesi gereken sözcükleri onun ağzından duyar. Kısacası her şey için onun ağzına, eline bakar.
Çocuk, ilişkide bulunduğu yetişkinleri taklit ederek kendi yaşamını sürdürmeye başlar. Büyüklerin sözleri ve hareketleri çocuk için öyle büyüleyicidir ki, onun karşısında adeta hipnotize olur. Yetişkine öylesine duyarlıdır ki, bir noktadan sonra yetişkin onun benliğinde yaşamaya ve hareket etmeye başlar. Çocuklar öğrenmeye o kadar yatkın, aşka öyle susamışlardır ki, yetişkinler çocukların yanında söyleyecekleri sözleri tartmak zorundadırlar.
Çocuk, yetişkine seve seve itaat eder. Ama yetişkin, kendisinden gelişimine önayak olacak içgüdüleri terk etmesini istediği zaman başkaldırmaması elinde değildir. Çocuğun huysuzlukları ve başkaldırmaları; yaratıcı dürtüleriyle, ihtiyaçlarını anlamazlıktan gelen yetişkine karşı duyduğu aşk arasındaki ölüm kalım savaşının görüntüsünden başka bir şey değildir.Çocuk itaatsizlik ettiğinde, huysuzluk ettiğinde, yetişkin bu çatışmayı aklına getirmeli ve çocuğun bu gibi davranışlarını, gelişimi için gerekli eylemleri yerine getirmek için çaresizce başvurduğu bir savunma olarak kabul edebilmelidir.
Hiç aklımızdan çıkarmayalım: çocuk bizi sevmektedir. Bize itaat etmek istemektedir. Çocuk, yetişkini her şeyden fazla sever.Yine de bunun tam tersinin dile getirildiğini hemen hergün duyarız. Çocuğunu ne kadar çok seviyor! Falanca öğretmen öğrencilerine adeta aşık! Gibi sözler yetişkinlerin ağzından düşmez. Ve sürekli çocuklara ana babalarını, öğretmenlerini, bütün insanları, hatta bitkilerle hayvanları sevmeyi öğrenmekten söz edilir.
Bu sevgiyi onlara kim öğretecektir? Hem bir başkasına sevmeyi öğretmek kimin harcıdır ki?Çocuğun bütün haklı başkaldırmalarını huysuzluk diye karşılayan, kendini ve mallarını çocuktan korumak için en olmadık tedbirlere başvuran yetişkin mi yapacak bu işi? Yoksa çocuğun en ufak bir hatasını bile hoşgörü ile karşılamayan öğretmen mi bu işin üstesinden gelecek? Dediğimiz gibi bu iş, onların değil, zekanın aşkı diye tanımladığımız duyarlılığa sahip olan kimselerin harcıdır.
Asıl sevmesini bilen, yetişkinin he zaman yanında olmasını isteyen, dikkatini hep üstüne çekmeye çalışan, yani, sevgi canlısı çocuktur.
Akşamları yatmaya giderken sevdiği büyüğü yanına çağırır, gözünün önünden ayrılsın istemez. Biz yemek yerken yanımızda oturup bizi seyretmek için türlü hokkabazlıklar eder. Yetişkinler çocuğun bu derin sevgisini anlamaz, kadrini bilmezler. Ama unutmayın ki, şimdi yatmaya giderken, sen de gel diye tutturan çocuğun yerini kim tutacak? Demek istiyorum ki, şimdi başımızdan savmak için bunca savaştığımız, sevgisine karşı duvarlar çektiğimiz, işim var, ben sonra gelirim diye atlattığımız yavruları, yarın acı acı arayacağız. Neymiş, her sözüne pek iyi dersek çocuğun kölesi olurmuşuz! Kölesi olmayınca da tabii bildiğimiz gibi sağa sola gidebilir, istediğimiz gibi gezip tozarmışız.
Sabahları çocuk, anasını babasını uyandırmaya gelmeye görsün, kıyamet kopar. Ama çocuğu uyanır uyanmaz yanına koşturan sevgiden başka nerdir ki? Çocuk yatağından kalkar kalkmaz bir koşu onların yanına varıyorsa, bilsinler ki onlara, “sabah oldu ışığa bakın, doğru dürüst yaşamayı öğrenin!”demek içindir bu adeta. Oysa ana baba, çocuğun başlarında bittiğini görüp, mahmur mahmur onu terslediklerinde, çocuk, “ben sizi değil, uyuşuk ruhunuzu uyandırmaya geldim!” dese ne cevap verirler?
Şunu bilmeliyiz ki çocuğun sevgisi, yabana atılır bir şey değildir. Analar babalar uykudadırlar, onları uyandıracak ve artık yitirdikleri taze bir enerji ile onları yeniden canlandıracak yeni bir varlığa muhtaçtırlar. İşte o varlık, sabahları yanlarına koşarak, “Uyanın ey gafiller, uyanın, daha bir insan gibi yaşamaya bakın!” diye adeta doğanın sözcülüğünü yapmaktadır. Çocukların yardımı da olmasa, büyükler bu düzen içinde büsbütün yozlaşırlar. Büyükler kendilerini yenilemeyi unutmuş, yüreği sert bir kabuk bağlamış, vurdum duymazlaşmıştır. Onu uyaracak, uyandıracak yeni bir ses, yeni bir esinti, yeni bir haberci, yeni bir muştu lazım.

ANNELİK SANATI, Maria Montessori
I. BÖLÜM, s. 153-156

01 Mayıs 2009 Cuma

23 Nisan - Oyuncak arkadasim

Esra (Archi*sugar) ve kizi Defne (3,5 yas)
..................................................................
Montessori Egitimi email grubumuzda 23 Nisan sebebiyle bir oyuncak hediyelesmesi yaptik. Biz, sevgili Aysegul'un ikizlerinden biri olan tatli Zeynep'e hediye gonderirken, Defnecigime de sevgili Emel ve kizi Zeynep Asya hediye gondolier.

Defne'nin uyudugu saatlerde aksamlari hazirladigim 23 Nisan Lapbook'u ve Defnecigimin sectigi iki Tubitak kitabi, bizim Ankara'ya Zeynep'e gonderdigimiz hediyeler oldu.

22 Nisan gunu kapimiz calinip da kargoyu gorunce ben de cocuklar gibi sendim. Hediyeleri hem gondermek hem almak nasil da guzel bir duygu veriyormus insana. Hele cocuklar soz konusu olunca. Her iki minnosu da henuz yuz yuze gormemis olsak da onlardan bir parcayi, bir gunu, bir gulucugu paylasmis olmak muhtesem bir duygu.

Paketimizi 23 Nisan gunu diger hediyelerle birlikte actik. Defnem ozenle hazirlanmis paketten cikanlara bayildi. Paketimizden bir doktor takimi, sevgiyle ve ozenle hazirlanmis bir lapbook ve bir de kucuk bakir kova cikti. Doktorculuk oynamaya zaten bayiliyor Defnecik. Ozellikle gercekten doktor olan teyzesiyle doktorculuk oynamak ona ayri bir zevk veriyor. Lapbookumuzu tek tek inceledik ve hala incelemeye devam ediyoruz.

Hem hediyelerimizi gonderidigimiz Zeynep'e hem de hediye aldigimiz Zeynep Deniz'e bu guzel ve anlamli gunu bizlerle paylastiklari icin tesekkur ediyoruz.

Iste postadan bize Ankara'dan sevgi tasiyan, Defne'ye gelen hediyeler. Bizim gonderdigimiz lapbookun fotolarini ayrica paylasacagim.

Archi*Sugar


29 Nisan 2009 Çarşamba

Doruk'un 23 Nisan Hediyesi

Neslihan & Doruk


Seher'in önerisiyle başladığımız bu olayda bize de hediyemiz, fikir annesi Seher ve İrem'den geldi :) Hediyemiz tam 23 Nisan'da elimize geçti, eve döndüğümüzde hediyemizi teslim alıp eve çıktığımda, Doruk paketi gördüğünde görmeye değerdi, ama onu fotograflayamadım. Ama 'İrem'den Doruk'a hediyeeeeeeeeeeee' dediğimde paketin bir üstüne atlayışı vardı ki :)
Neyse Seher'cim cok guzel bir kartla beraber oğluma Playdooh'un Palyacolu oyuncagını almış. Doruk en çok saç çıkarma ve dil cıkarmaya bayıldı, saclarını tarayıp durdu :)

İremcim ve Sehercim, tekrar cok tesekkur ediyorum

Bizim hediyemiz de Ada'ya gitti, neyse ki o da çok sevmiş oyuncağını :)

Ada'nın 23 Nisan Hediyesi..


Elif & Ada (30 aylık)
Sevgili Seher'in düzenlediği 23 Nisan Oyuncak Arkadaşım çekilişinde Ada'nın oyuncak arkadaşı Tuana idi... Tuana da hediyesini çok beğenmiş,annesi çok güzel bir mail atmış bize..

Biz de Doruk'un oyuncak arkadaşı olmuşuz...

Doruk ve annesi Neslihan, Ada için çok güzel bir hediye seçmiş...Balık tutmaca!

Hediyesi elimize ulaştığında çok heyecanlandı Ada...Doruk Doruk diye koşturdu..Ne varmış içinde bakayım mı diye sabırsızlandı...Ben konuyu daha önceden ona anlatmıştım ama o olayın hediye boyutunda idi tabi ki:)

Şimdi Ada balıklarını bir güzel tutuyor sonra da ip gibi diziyor onları:)) Hediyeyi aldığından beri günde 2-3 kez oynuyor...

Çok teşekkür ediyoruz Doruk!!

Ve de böyle güzel bir fikirle hayatımıza renk katan Seher'e de tekrar teşekkürler!!!


28 Nisan 2009 Salı

Rüzgar'dan Nar'a 23 Nisan hediyesi





Rüzgar ve annesi Iraz'dan Nar'a 23 Nisan hediyesi olarak çok güzel bir ahşap abaküs geldi. Bu, Nar'ın hem ilk 23 Nisan hediyesi hem de abaküsle ilk tanışması. BEÖ'de sayıları çalıştığımız bir haftaya böyle bir hediyenin denk gelmesi de ayrıca çok iyi oldu. Rüzgar ile Iraz'a çok teşekkürler, sevgiler...

23 Nisan Oyuncak Arkadaşım

Demet & Deniz (15 ay)


Bu guzel fikir için Seher'e çok teşekkurler :)
Deniz'in oyuncak arkadaşı Begüm, Begüm'ün oyuncak arkadaşı da Deniz oldu birbirlerinin şansı oldu minikler..
Hediyesi Deniz'e tam da 23 Nisan günü ulaştı sabahtan dışarı çıkmıştık akşamustu eve geldigimizde hediye paketimiz de geldi..Deniz paketini parçalayıp yeni oyuncagını keşfe çıkarken ben de ona oyuncak arkadaşı Begum'ü anlattım.. Sevgili Guneş ve minik Begüm'e buradan çok teşekkürler..